VERİ TABANLARININ KORUNMASI

 Ramazan ACUN

 

[Bu yazı, orijinal olarak, VIII.Beş Yıllık Kalkınma Planı hazırlık çalışmaları kapsamında oluşturulan Fikri ve Sınai Haklar Özel İhtisas Komisyonu’na görüş olarak sunulmuş ve söz konusu komisyon  tarafından hazırlanan raporunun bir bölümü olarak basılmıştır: Fikri Haklar ÖİK Raporu, Ankara: DPT, 2000, 85-89. Kaynak göstermek kaydıyla kullanılabilir].

 Giriş

 Günlük dilde artık sıkça kullanılmaya başlayan “bilgi ekonomisi” ve “bilgi pazarı” gibi terimler, bilgi teknolojisine dayalı olarak her alanda yaşanan dönüşümün  ekonomik alana yansımasını ifade etmektedirler. Veri tabanları (veya popüler ifadeyle bilgi bankaları), bu yeni ekonomide anahtar role sahiptir. Bu bakımdan, veri tabanlarına sağlanacak korumanın kapsam ve niteliği,   akademik veya ticari  amaçlarla yapılacak araştırmaların seyrini belirleyebilecek kadar önemli bir konudur.

 Bu yazının bundan sonraki kısmında, önce veri tabanlarının bir tanımı yapılmakta daha sonra veri tabanlarının korunması konusunda ortaya çıkan farklı yaklaşımlar ele alınmakta; konuyla ilgili olarak uluslararası bağlam ve Türkiye’deki durum değerlendirilmekte; ve bu değerlendirme ışığında Türkiye’de yapılabileceklerle ilgili öneriler getirilmektedir.

 Veri tabanı, sistematik (metodik) olarak organize edilmiş, elektronik veya diğer yollarla bağımsız olarak erişilebilir veri veya diğer materyalden oluşan derleme olarak tanımlanmaktadır. Veri tabanlarının korunması konusunda iki farklı model ortaya çıkmıştır. “Alın teri” veya “zahmetli iş” doktrini olarak da bilinen birinci modele göre, herhangi bir orijinallik taşımasa bile veri tabanları ve olgusal derlemelere, bunları derlemek için gereken zahmetli ve uzun süreli çalışmayı ve yatırımı ödüllendirmek açısından koruma sağlanmalıdır.  Bu modeli savunanlara göre, mevcut fikri mülkiyet rejimleri (telif hakları, ticari sırlar, ticari markalar, sözleşmeler) ve teknolojik  koruma metotlarının kombinasyonu  veri tabanlarına yatırım yapmak için yeteri kadar teşvik edici değildir. Bu modelde  koruma, şimdiye kadar ki uygulamalarda koruma kapsamı dışında tutulan olgulara da genişletilmektedir.

 İkinci model, herhangi bir orijinallik veya yaratıcılık unsuru bulunmayan veri tabanlarını korumayı reddetmektedir. Bu modeli savunanlara göre, koruma, veri tabanı içinde bulunan olguların seçimi, koordinasyonu veya düzenlenmesinden doğan orijinal “ifade”ye sağlanmalıdır, ama olguların kendisine değil.

 Veri tabanları için ilave bir korumaya  ihtiyaç var mıdır? Eğer varsa bu koruma hangi biçimde olmalıdır, yeni bir hak şeklinde mi, yoksa haksız rekabet  kavramına yakın bir  kavram şeklinde mi? Yeni korumanın genel menfaatle uyuşması nasıl sağlanacaktır? Böyle bir korumanın  süresi ne olmalıdır?  Bu  sorular başta ABD ve Avrupa Birliği olmak üzere gelişmiş dünyada yoğun olarak tartışılmış ve tartışılmaya devam edilmektedir. Bu alandaki tartışma ve uygulamalar aşağıda ele alınmaktadır.

 Uluslararası Antlaşmalar

 Veri tabanları uluslararası arenada da ilgi konusu olmuştur.  Veri tabanlarının telif haklarına konu statüleri, telif hakları ile  ilgili iki uluslararası antlaşma tarafından garanti altına alınmıştır: Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesi ve Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması ve GATT - TRIPs Metni (Convention Establishing The World Trade Organization and GATT-TRIPs).

     TRIPs antlaşması, Dünya Ticaret Örgütü’ne üye ülkelerin,  “ister elektronik isterse diğer formlarda olsun, muhtevanın seçim ve düzenlenmesi dolayısıyla düşünce ürünü niteliğini kazanan veri veya diğer materyal derlemelerini” korumalarını gerektirmektedir.

     Benzeri bir yükümlülük, Aralık 1996’da Cenova’da karara  bağlanan  ancak henüz etkinleşmemiş olan Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) Telif Hakları Antlaşması’nda da yer almaktadır.

    Avrupa Birliği  Veri Tabanı Direktifi

 Avrupa Birliği Veri Tabanı Direktifi (AB VT) 1996 Mart ayında  kabul edilmiş ve 1 Ocak 1998 yılından itibaren uygulanmaya başlanmıştır. Direktif, veri tabanlarının korunması konusunda üye ülkelerde uygulama farklılıklarının ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır.

 Direktif, elektronik veya basılı herhangi bir türden veri koleksiyonlarını kapsamaktadır. Direktifte ikili bir ayırım benimsenmiştir. Birinci ayırım, verinin orijinal seçimi ve düzenlemesiyle oluşan veri tabanı yapısını korumaktadır. İkinci ayırım ise, veri tabanının muhtevası ile  ilgili yeni bir özel (sui generis) mülkiyet hakkı getirmektedir.  Bu hak, veri tabanı içindeki verinin tamamının veya önemli bir yatırıma karşılık gelen kayda değer miktarda  kısmının izinsiz olarak veri tabanından çekilip alınmasını  engellemektedir.

  Böylece veri tabanı iki koruma türüne de sahip olmaktadır.  Verinin seçimi ve düzenlenmesinden doğan orijinal ifadenin telif hakkının korunması ve önemli miktarda verinin veri tabanından alınmasını engelleyen sui generis koruma--yani olgunun  korunması. Telif hakkının korunması, yaratıcısının hayatı  artı 70 yıl, sui generis korumanın süresi  ise 15 yıldır. Yeni büyük  bir yatırıma karşılık gelen veri tabanında yapılacak nicelik veya niteliksel olarak önemli değişiklik, ki buna küçük değişimlerin birikmesi ile oluşan değişimler dahildir, yeni bir 15 yıl koruma süresi daha sağlamaktadır.

 Direktif, veri tabanı alanında rekabet politikasının önemini göz önüne alarak, sui generis korumanın serbest rekabet üzerindeki etkisinin nasıl değerlendirileceği konusunda bir de prosedür belirlemiştir.

 AB VT direktifinde öngörülen koruma, üçüncü ülkelerin vatandaşlarına mütekabiliyet esasına göre sağlanmaktadır.

 ABD’de Durum

 1991 yılına kadar ABD mahkemeleri veri tabanları ve diğer olgusal derlemelerin telif hakları konusunda  farklı kararlar vermişti. 1976 yılında kabul edilen telif hakları kanununda, derlemelerin ancak orijinal seçim ve organizasyon olması halinde telif haklarına konu olacağı belirtilmiş olmasına rağmen, bazı mahkemeler, hiçbir yaratıcılığı veya orijinalliği bulunmayan veri tabanlarını “alın teri” doktrinine  dayanarak korumuştu.

     Ancak 1991 yılında ABD Yüksek Mahkemesi,  “alın teri” doktrinini reddetmek suretiyle  farklı uygulamalara  bir çözüm getirdi. ABD Yüksek Mahkemesine göre, olguların seçim ve organizasyonundan doğan orijinallik ve bundan kaynaklanan telif hakkı sadece ilgili veri tabanı için geçerli olabilir. Başka bir ifadeyle, telif hakkı veri tabanında bulunan olgulara genişletilemez.

     AB VT direktifinin kabulünden kısa bir süre sonra, Meclis Mahkemeler ve Fikri Mülkiyet alt komisyonu o zamanki başkanı  Carlos Moorehead, AB VT direktifinden esinlenerek hazırlanmış olan “1996 Veri Tabanı Yatırımı ve Fikri Korsanlığın Önlenmesi” tasarısını (H. R. 3531)  hazırladı. Bu tasarı da veri tabanının önemli bir kısmının izinsiz olarak çekilip alınmasını engelliyordu ve AB VT direktifinde bulunandan daha az istisna içeriyordu. Ayrıca, koruma süresi 25 yıldı.

     Bu tasarı kongrede hiç görüşülemedi. Mart 1999’da ise Meclis Mahkemeler ve Fikri Mülkiyet alt komisyonu yeni başkanı  Howard Coble, Veri Tabanları konusunda yeni bir tasarı sundu (H.R. 354). Ancak, bu tasarı akademisyenler, kütüphaneciler ve eğitimciler tarafından aşırı korumacı bulunarak eleştiriye uğradı.  Onlara göre, tasarı  halka açık bilgilere meşru erişimi sınırlamaktaydı.

     Bu guruplar daha dengeli buldukları Meclis Ticaret Komisyonunda kabul edilen yine veri tabanlarıyla ilgili “1999 Bilgiye Tüketici  ve Yatırımcı Erişimi” (H.R. 1858)  tasarısını desteklediler. Söz konusu guruplara göre, bu tasarı veri tabanı üreticilerinin çıkarları ile kullanıcıların adil kullanım kapsamına giren erişimleri arasında gerekli dengeyi sağlamaktadır. Tasarı, veri tabanlarına  değer katan yayıncıları korumakta aynı zamanda ise kamuya ait olgusal bilgilere erişimi teşvik etmektedir.

     ABD’de halen Meclis Ticaret Komisyonu ve Meclis Adalet  Komisyonu  bütün ilgili taraflarca kabul edilebilir  uzlaşma taslak üzerinde çalışmaktadırlar.

WIPO Antlaşma Önerisi

     Veri tabanlarının korunması konusunda 1996’da  WIPO’ya  AB ve ABD tarafından iki ayrı  öneri sunulmuştur. Sunulan bu önerilerden hareketle, 1996 WIPO diplomatik konferansında tartışılmak  üzere bir taslak antlaşma hazırlanmıştır.  Ancak  taslak antlaşma, hem gelişmekte olan ülkelerden hem de ADB’li baskı guruplarından gelen itirazlar yüzünden geri çekilmiştir.

   Türkiye’de Durum

    Türkiye’de veri tabanlarının korunması ile ilgili kanun, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’dur (FSEK). Bu kanunun 6. Maddesine  1995 yılında yapılan bir ilave ile veri tabanları işlenme olarak korunma altına alınmıştır.

İlgili madde (FSEK md. 6/11) şöyle demektedir: “Belli bir maksada göre ve hususi bir plan dahilinde verilerin ve materyallerin seçilip derlenmesi soncu ortaya çıkan veri tabanları. (Ancak, burada sağlanan koruma, veri tabanı içinde bulunan veri ve materyalin korunması için genişletilmez.)”

Burada açıkça görüldüğü üzere, FSEK veri tabanlarına AB VT direktifinde öngörülenden çok daha zayıf bir koruma sağlamaktadır. Veri tabanlarının eser değil de işlenme olarak  kabul edilmesi  bir tarafa, veri tabanı içinde bulunan veri ve materyal tamamen koruma kapsamı dışında tutulmuştur.  

     Hukuki durumun dışında, Türkiye’de veri tabanlarıyla ilgili  yapılması gereken bir önemli tespit de, kapsamlı veri tabanlarının yok denecek kadar az oluşudur. Temel verilerin derlenmesi  bile henüz tamamlanamamıştır. Mesela, en basitinden Türkiye’de yapılan yayınların tamamını kapsayacak, bir Türkiye bibliyografyası veri tabanı bile henüz mevcut değildir.

    Sonuç ve Türkiye İçin Öneriler

     Kesin çizgilerle ayırmak güç olmakla birlikte veri tabanları geliştirilmesinin temelinde iki farklı motivasyonun yattığını söylemek mümkündür. Bir, kar etme isteği; iki, paylaşma ve öğrenme isteği. Türkiye'de Veri tabanlarıyla ilgili hukuki ve idari düzenlemeler yapılırken bu iki motivasyon da göz önünde bulundurulmalıdır.

     Buna göre, FSEK’in AB VT Direktifi uyarınca güncelleştirilerek, yeni bir sui generis  Veri tabanı hakkı tanınması iki açıdan yararlı olacaktır: 1- bilgi pazarının dürüstlük ve güvenilirliği garanti altına alınarak bu alanda yerli ve yabancı ticari yatırım  teşvik edilmiş olacak; 2- Türkiye’nin AB adaylığı statüsünün resmen onaylanarak her alanda uyum sürecinin başladığı şu sıralarda,  uyum açısından yapılması zorunlu bir hukuki düzenlemelerden biri de böylece gerçekleştirilmiş olacaktır.  Ancak burada ülke şartları göz önüne alınarak “dürüst kullanımla” ilgili AB VT direktifinde listelenenden daha fazla istisna yer almalıdır.

    Hukuki ve idari alandaki düzenlemeler yapılırken öğrenme ve paylaşma amaçları da mutlaka göz önüne alınmalıdır. Unutulmamalıdır ki, gelişmiş dünyada veri tabanlarının önemli bir kısmı tamamen paylaşma ve değişim motivasyonu ile hareket bireyler ve gönüllü kuruluşlar ve öğrenmeyi teşvik amacıyla hareket eden, üniversiteler, kütüphaneler, müzeler, arşivler gibi kurumlar tarafından geliştirilmiş ve geliştirilmeye devam edilmektedir.

    Bu açıdan, özellikle, Türkçe'nin ve tarihi ve kültürel mirasın  korunmasına ve  geliştirilmesine ve/veya Türkiye’nin dünya tanıtılmasına katkı yapacak veri tabanlarının oluşturulup ücretsiz olarak Web üzerinden kullanıma sunmayı hedefleyen projelere mali destek sağlanması, bu tür kaynakları gönüllü olarak  hazırlayan veya katkıda bulunan akademik personelin çalışmalarının akademik yükseltmelerde değerlendirmeye alınması yerinde olacaktır.

    Serbestçe ve  kolayca erişilebilen  faydalı bilgi kaynaklarının varlığının, bilim ve kültürün gelişmesine  sağlayacağı katkı tartışmasızdır.