Türkiye'de AR-GE: Mevcut Durum ve Geleceğe Bakış
(Bu makale, Üçüncü 1000'e Girerken Türkiye, Yayına Hazırlayan: Ömer Turan, Ankara: TDV Yayınları, 2000, 375-395'de yayınlanmıştır).
Giriş
Bu makalede Türkiye’de araştırma-geliştirme (AR-GE) konusu sistem yaklaşımıyla ele alınmaktadır. Bütünleşik yaklaşım olarak da nitelenen sistem yaklaşımı, sistemin parçalarını zorunlu olarak tek tek ele alırken, parçalar arasındaki etkileşimi ve dolayısıyla da sistemin bütününü görme imkanı sağlamaktadır. Böylece de 'kaş yapayım derken göz çıkarmak', tehlikesi ortadan kalkmaktadır.
Ancak, konunun sistem yaklaşımıyla hakkıyla incelenebilmesi girdi ve çıktı ile ilgili verilerin eksiksiz ve güncel olmasını gerektirmektedir. Bilindiği gibi, bilim ve teknoloji ile ilgili istatistikler 1990 yılından bu yana
Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) tarafından yıllık anketlerle derlenmektedir. Bu istatistiklerin en sonuncusu 1996 yılını kapsamaktadır. 1990 öncesine ait düzenli istatistikler ise mevcut değildir. DİE istatistiklerinin önemli bir başka eksikliği de konuya sadece girdi yönünden yaklaşmasıdır. Bu yüzdende bundan önceki çalışmalarda olduğu gibi bu çalışmada da çoğu zaman tasviri olmaktan öteye geçilememiştir.Bu makale, sistem yaklaşımına uygun olarak yapılandırılmış ve sistemin her bir unsuru ayrı bir bölümde ele alınmıştır. Buna göre, Türkiye AR-GE veya bilim ve teknoloji sistemine yön veren bilim politikaları; AR-GE alt yapısı ve kurumları; sistemin iç girdileri (withinputs); sistem girdileri ve çıktıları ayrı bölümler halinde düzenlenmiştir. Sonuç bölümünde ise Türkiye’deki AR-GE sisteminin genel bir değerlendirilmesi yapılmakta ve iyileştirilmesi için öner
ilere yer verilmektedir.
Dünyada ve Türkiye’de Bilim Politikası
Bilimin insanlığın refah ve gelişmesi açsısından önemi ilk kez 17. Yüzyıl başlarında İngiliz düşünürü Francis Bacon tarafından dile getirilmiştir. “Bilgi güç kaynağıdır” diyen Bacon’ı sonraki yüzyıllardaki gelişmeler doğrulamıştır.
Francis Bacon’ın görüşlerinin de etkisiyle, bilimin giderek daha çok uygulanabilir bilgi üretmeye yönelmesi, 18. Yüzyıl ortalarında İngiltere’de sanayi devrimini ortaya çıkarmıştır. Buhar teknolojisinin üretim ve ulaşıma uygulanmasıyla başlayan süreç 19. Yüzyılda elektrik ve elektromanyetik alanındaki gelişmelerle yeni boyutlar kazanmıştır; bu sayede birbiri arkasına geliştirilen yeni ulaşım ve haberleşme araçları dünyayı “küreselleşme” olarak adlandırılan sürece sok
muştur.Günümüzde gelişen bilgisayar ve İnternet teknolojileri bu sürece yeni bir ivme kazandırmıştır. Bu teknolojiler sayesinde artık, bilgi, mal ve hizmet üretim ve dolaşımı küresel ölçeklerde gerçekleşmektedir. GATT (Uruguay Turu Nihai Senedi
, 1995) oluşan bu fiili küreselleşmenin uluslararası hukuk temeline oturtulmasını hedeflemiştir.Küreselleşen dünyada bütün ekonomik ve sosyal faaliyetler, bilginin hızlı ve zamanında üretimi ve tüketimine dayalı olarak yeniden örgütlenmektedir. Bu tür ekonomilere bilgiye dayalı (knowledge based) ekonomi, bilgiye dayalı ekonomilere sahip toplumlara da bilgi toplumları adı verilmektedir. Bilgi toplumunu ortaya çıkaran bilgisayar teknolojisinin yaygın kullanılmaya başlanması 1960’lı yıllara rastlar.
Bilim ve teknolojik faaliyetlerin verimlilik artışını sağlayarak kalkınmayı hızlandırdığının farkedilmesi ve teknoloji odaklı ekonomi teorilerinin geliştirilmeye başlanması da aynı yıllara rastlamaktadır. Bu ortamda bilim politikası da bir bilim-araştırma alanı olarak doğmaya başlamış ve Avrupa ve ABD’de bu alanda bir çok araştırma birimi kurulmuştur. Türkiye’nin de üye olduğu OECD, kuruluşundan beri bilim politikası alanında faaliyet gösteren en önemli uluslarası kurumlardan biridir.
Türkiye, kalkınma için planlamanın ve bu arada bilim politikasının önemini fark edip gerekli kurumları oluşturan ülkeler arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Plan kavramı ve Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) 1961 anayasasında yer almıştır. I. Beş Yıllık Kalkınma Planı da 1963’te yürürlüğe girmiştir. Beş yıllık kalkınma planlarında açıklanan bilim ve teknoloji politikalarının uygulayıcısı olarak Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) 1964 yılında faaliyete geçirilmiştir.
Ancak, TÜBİTAK sadece bir bilim koordinasyon kurumu olarak kalmamış, aynı zamanda bir araştırma kurumu olarak faaliyet göstermeye başlamıştır. TÜBİTAK bünyesinde araştırma yapılan alanlardan biri de bilim politikasıdır. TÜBİTAK Bilim ve Teknoloji Politikası Dairesi (BTPD) Başkanlığı bu maksatla kurulmuştur, ve bu birim Türkiye’de hâlâ bu alanda araştırma yapılan tek yer durumundadır. Bununla birilikte 1993 yılında TÜBİTAK yanından bir başka bilim koordinasyon kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) kurulmuştur. TÜBA sosyal bilimler alanındaki boşluğu da doldurarak, bütün bilimleri kapsayan bir bilim politikası geliştirmeyi hedeflemektedir.
TÜBİTAK-BTPD, OECD ile işbirliği halinde çeşitli bilim politikası raporları hazırlanmıştır. Türkiye’de bilim politikası alanındaki en önemli çalışmalardan biri TÜBİTAK’ın ilk kurucu genel sekreteri Prof. Dr. Nimet Özdaş’ın Devlet Bakanlığı döneminde hazırlanan Türk Bilim Politikası 1983-2003 adlı rapordur. Bu raporda, bütün sektörlerde ve ilgili alanlarda yapılması gerekli projeler, eylemler, kurumsal ve yasal değişiklikler bütünleşik bir yapı içinde politik karar organının emrine verilmiştir. Bu raporda belirlenen hedeflere bugün bile ulaşılamamıştır.
IV. Plan dönemine rastlayan 1983 yılında Başbakan’ın başkanlığında DPT, YÖK, TÜBİTAK ve TAEK’in yetkililerinde oluşan bir Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu (BTYK) oluşturulmuştur.
BTYK’nın 1989 ve 1993 yıllarında yaptığı birinci ve ikinci toplantısında aldığı kararlar “Türk Bilim Politikası 1983-2003 1993” raporundaki önerilerin bir başka boyutta tekrarı niteliğindedir. İkinci toplantıda alınan kararlar birincisine göre daha gerçekçidir: AR-GE harcamalarının Gayri Safi Yurtiçi Harcama(GSYİH) içindeki payının %2’ye, ülke AR-GE harcamalarının içinde özel sektör payının%30’a çıkartılmasını hedeflenmiştir. Jenerik teknolojilere öncelik verilmesi kararlaştırılmıştır. Bunlar: Enformatik,İleri teknoloji malzemeleri, Biyoteknoloji, Nükleer teknoloji ve Uzay teknolojisidir.
BTYK 25 Ağustos 1997 ve 30 Mayıs 1998 tarihlerinde iki defa daha toplanmış ve Özellikle AR-GE faaliyetlerini düzenleyici bir dizi kanun çıkartılması için kararlar almıştır. AR-GE faaliyetlerini teşvik için sanayinin üniversitelerle birlikte veya kendi başlarına yapacakları AR-GE çalışmalarında ihtiyaç duyulan finansmanı temin edebilmeleri makasadıyla Risk Sermayesi Kanunu; AR-GE sonuçlarının sanayiye intikali için kurulacak şirketlerin teşvik etmek maksadıyla Teknopark ve Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu;Birinci dereceden kalibrasyon hizmetlerini verecek şekilde yarı otonom bir Metroloji Merkezi oluşturmak maksadıyla Türkiye Metroloji Enstitüsü Kanunu; Ünversite-Sanayi İşbirliğini geliştirmek için 2547 sayılı üniversiteler kanununda değişiklik; Bilgi ağlarının kullanım ve yaygınlaştırılmasını, gizliliğin ve patent haklarının korunmasını sağlayamayı hedefleyen Bilgi Ağları Kanun Tasarısı’nın hazırlanması bunlar arasındadır.
Türkiye’de bilim politikası alanındaki çalışmaların bir değerlendirilmesi yapıldığında şu sonuç çıkmaktadır. Türkiye’de dünyadaki bilim ve teknoloji alanında genel trendlerin iyi gözlemlendiği ve yatırım yapmak için öncelikli alanların isabetli belirlendiği görülmektedir. Ancak, aşağıda da açıklandığı üzere, bunun gereğinin yapılarak yeterli kaynağın ayrılmadığı, ayrılan kaynakların da harcanmasında etkili koordinasyon denetimi ve sağlayacak mekanizmaların oluşturulamadığı görülmektedir.
AR-GE alt yapısı ve kurumları
Bir ülkede bilim ve teknolojinin gelişmesinin ön şartlarından biri bunun için gerekli alt yapının mevcut olmasıdır. Türkiye’de bilim ve teknoloji alt yapısı acaba yeterli midir? Yukarıda da temas edildiği üzere, günümüzde ekonomiler giderek daha çok bilgiye dayalı hale gelmektedir. Bilgiye dayalı ekonomilerde en önemli özelliği bilginin istenilen zamanda, istenilen miktarda ve kalitede üretilmesidir. Bu iyi işleyen bir AR-GE sistemi gerektirmektedi
r ki bunun da temel alt yapısını bilgisayar ağları ve İnternet oluşturmaktadır. Gerçekten de İnternet, bilgi toplumlarının simgesi haline gelmiştir.Bilgisayar ağları, bilgisayarların birbirleriyle veri alışverişi ve ortak iş yapabilecek şekilde bağlanmasıyla ortaya çıkmıştır-ilk deneme 1976 yılında yapılmıştır. Bu şekilde oluşmuş binlerce ağın toplamından oluşan global ağa (daha doğrusu ağların ağı) İnternet adı verilmektedir. 1990 yılından itibaren dünya çapında yaygınlaşmaya başlayan İnternet, bilgi eriş
imi, yayımı ve ortak çalışmada mekanı ortadan kaldırmış, zamanı yoğunlaştırmıştır.Kullanılması göreli olarak son derece kolay bir İnternet servisi olan Web, multi-medya verilerin (resim, ses, metin, film) entegre biçimde yayılmasına ve erişilmesine imkan vermektedir. Bu sayede mesela; uluslararası büyük bibliyografik ve diğer bilgi bankaları sorgulanabilmekte binlerce akademik dergi yayınlanmakta, eğitim amaçlı video konferanslar ve seminerler düzenlenebilmekte ve Uluslararası çapta multi-disipliner proje
ler yürütülmektedir. Kısaca, İnternet sayesinde bilim ve teknoloji artık küresel ölçekte ve elektronik hızda ilerlemektedir.İnternet Türkiye’ye
TR-NET projesi çerçevesinde TÜBİTAK ve ODTÜ işbirliği ile 1994 yılında oldukça gecikmeli olarak geldi. Son BTYK’da alınan kararlardan olan Ulusal Enformasyon Alt Yapısı Master Planı hazırlanması görevini TÜBİTAK-BİLTEN üstlenmiş ve çalışmalarına devam etmektedir. Türkiye’de İnternet’i büyütmek için Ulaştırma Bakanlığı bünyesinde bir “İnternet Üst Kurulu” oluşturulmuştur.Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi merkezi (ULAKBİM) Haziran1996’da TÜBİTAK bilim kurulu kararıyla TÜBİTAK’a bağlı bir birim olarak kurulmuştur. ULAKBİM kuruluş yönetmeliği merkezin amacını şu şekilde belirlemektedir: “Eğitim ve araştırma-geliştirme yapan kişi ve kuruluşlar (ulusal inovasyon merkezleri) arasında Türkiye çapında bir etkileşimli iletişim ortamı sağlamak ve benzeri amaçlı yurt dışı ağlara da bağlantısı olacak bu ağ üzerinden eğitim ve araştırma ortamının birikimini yansıtan bilgi
kaynaklarına erişim olanağı sunmaktır”. Kısaca Merkez, YÖK Süreli Yayınlar ve Belge Sağlama Birimi ile TR-NET proje ekibinin görevlerini devir almıştır.ULAKBİM’in parçası olan Ulusal Akademik Ağ (ULAKNET)
, hemen hemen bütün devlet ve vakıf üniversiteleri bir omurga üzerinden birbirlerine ve İnternet’e bağlamıştır. Ayrıca, DPT, DİE, Türk Tarih Kurumu gibi bazı kamu araştırma kurumları da ULAKNET omurgasına bağlanmış durumdadır. ULAKNET bu haliyle Türkiye’nin en büyük İnternet ağı durumundadır. Ancak, hem üniversitelerin kendi bilgi işlem alt yapılarının yeterli olamayışı hem de bu ağ üzerinden kullanıma sunulan bilginin kalitesiz ve az oluşu yüzünden bu ağ verimli kullanılamamaktadır. ULAKBİM’in diğer parçası olan Ulusal Bilgi Merkezi’nin (UBİM) İnternet üzerinden kullanıma sunulmak üzere hazırladığı veya İnternet üzerinden kullanıma sunulmasına aracılık ettiği tek bir veri tabanı (bilgi bankası) dahi bulunmamaktaydı. Halbuki, ULAKBİM’in kuruluş yönetmeliğinde belirtilen amaçlarından biri de budur.Bilgi alt yapısı alanında henüz proje safhasında başka çalışmalar da bulunmaktadır. Başbakanlıkça yürütülen Kamu-Net projesi, bütün kamu kurumlarını yüksek kapasiteli bir omurga üzerinden birbirlerine ve oradan da İnternet'e bağlamayı öngörmektedir. Aynı şekilde, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütün orta öğretim kurumlarını kapsayan bir Okul-Net projesi bulunmaktadır (http://www.meb.gov.tr). Bu projeler için “Kamu-Net Üst Kurulu” ve “Okul-Net Üst Kurulu” adında birer de üst kurul oluşturulmuştur.
Peki bütün bu çalışmalar sonucunda, acaba Türkiye’deki bilgisayar ağları ve İnternet alt yapısı karşılaştırmalı olarak hangi seviyeye gelmiştir? Bu soruya cevap vermek için OECD’nin hazırladığı Internet Infrastructure Indcators (OECD, 1999) (http://www.oecd.int/dsti/sti/it/cm/prod/tisp98-7e.pdf) adlı rapordaki veriler kullanılmıştır.
Bu raporda, Web sunucusu (Web server) sayısı ve elektronik ticaret için güvenli sunucu (secure server) sayısı, İnternet servisleri sunan makine (host) sayısı ve Web siteleriyle ilgili olan adları (domain name) sayıları İnternet alt yapısının göstergeleri olarak alınmıştır.
Türkiye bütün bu göstergeler bakımdan 29 OECD ülkesi içinde sonuncu sıralarda yer almaktadır. İnternet Servisi veren makine sayısı ve elektronik ticarette kullanılan güvenli sunucusu sayısı bakımından en sonuncudur. Bu satırlarının yazarının İnternet’te tarama motorlarını kullanarak elde ettiği veriler de bu istatistikleri doğrulayıcı niteliktedir. Sonuç olarak rahatlıkla denebilir ki, Türkiye’de çağa uygun bilgi alt yapısı oluşturma gayretleri başarısızdır; dünya bilgi çağına girerken Türkiye bunun için gerekli alt yapıdan yoksundur.
Kamu Araştırma Kurumları
Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlıdan 19. Yüzyıl sonları ve 20. Yüzyıl başlarında kurulan İpek Böcekçiliği Araştırma Enstitüsü, İstanbul Zirai Deneme İstasyonu, Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü, Kandilli Rasathanesi, ve İstanbul’da bir Üniversite devir almıştır.
Cumhuriyetin ilk dönemlerinde tarımda gelişmeyi sağlamak üzere bir çok araştırma enstitüsü ve istasyonu açılmıştır. Yine aşı ve serum üretmek, gıda ve ilaç kontrolü yapmak ve bu alanlarda çalışacak elemanları yetiştirmek maksadıyla Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü de bu dönemde kurulmuştur. Bunları, daha sonra Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü(MTA), Elektrik İşleri Etüd İdaresi (EİEİ) takip etmiştir.
1950-60 döneminde Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), Karayolları Araştırma Fen Heyeti, Devlet Su İşleri Araştırma Dairesi (DSİ) ve Türk Standartlar Enstitüsü (TSE) kurulmuştur. TSE’nin ana görevi her türlü standardı hazırlamak veya hazırlanmasını sağlamaktır. TSE bünyesinde bu çalışmalar için elektrik, elektronik, kimya ve malzeme, makina ve malzeme ve inşaat laboratuvarları ile ambalajlama araştırma geliştirme ve test laboratuvarı kurulmuştur.
Şeker Enstitüsü (1966) ve Makine Kimya Endüstrisi Kurumu(MKE) Sanayi Bakanlığına bağlı önemli araştırma kurumlarındandır.
Savunma Sanayi Müsteşarlığı'nın (SSM), 1986 yılında Savunma Bakanlığı'na bağlı olarak kurulmuştur. Amacı, mevcut ulusal sanayü, savunma gereksinimleri doğrultusunda entegre etmek, yabancı sermaye ve teknoloji olanaklarını araştırmak, proje bazında çeşitti kontratlara girmek, modern savunma sistemleri geliştirmek ve mali ve ekonomik teşvikler oluşturmaktır.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Orman Bakanlığı'na bağlı AR-GE birimlerinde, tarım ve veterinerlik alanında çok sayıda proje yürütülmektedir. Ancak yeterli stratejik planlama ve koordinasyon olmadığından beklenen verim elde edilememektedir.
TÜBİTAK
TÜBİTAK, AR-GE faaliyetlerine Araştırma Grupları vasıtasıyla destek vermenin yanı sıra, kendi bünyesinde bulunan bir çok araştırma enstitüsünde de araştırma faaliyeti yürütmektedir.
TÜBİTAK Araştırma Gurupları şunlardır: Temel Bilimler; Elektrik, Elektronik ve Enformatik; İnşaat Teknolojileri; Sağlık Bilimleri; Makina, Kimyasal Teknolojiler, Malzeme ve İmalat Sistemleri; Tarım, Orman ve Gıda Teknolojileri; Veterinerlik ve Hayvancılık; Yer, Deniz, Atmosfer Bilimleri ve Çevre'dir. Bu gruplar TÜBİTAK Bilim Kurulu tara
fından belirlenmiş olan öncelikli alanlarda yapılan araştırmaları koordine etmekte, destek sağlamakta, özel ilgi alanlarında sempozyum, seminer, kongre ve konferanslar düzenlemektedir.TÜBİTAK Araştırma Enstitüleri şunlardır: Marmara Araştırma Merkezi (MAM), Bilgi Teknolojileri ve Elektronik Araştırma Enstitüsü (BİLTEN) Savunma Sanayi Araştırma Geliştirme Enstitüsü (SAGE), Temel Bilimler Araştırma Enstitüsü, Ulusal Metroloji Enstitüsü (UME), TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TUG),Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkez
i (ULAKBİM), Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü (UEKAE).1972 yılında Ankara'da kurulan Savunma Sanayii Araştırına ve Geliştirme Enstitüsü (SAGE)'nün ana görevleri; yeni savunma sistemlerinin oluşturulması için, prototip geliştirilmesinden ilk ürüne kadar çeşitli safhaları da içeren AR-GE çalışmaları yapmak, kontrat esasına dayalı olarak kamu sektörünün ve özel sektörün ihtiyaç duyduğu AR-GE hizmetlerini sağlamak; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin talebi üzerine, ithal edilecek bazı silah sisteml
erinin seçimi, kontrolü ve kullanımı ile ilgili yardımlarda bulunmaktır. Enstitünün araştırma alanları ise, kompozit katı yakıtlar; roket mekanizması tasarımı; füze aerodinamiği ve uçuş mekaniği, çeşitli malzemeler; mekanik tasarım; elektro-optik;savunma destek sistemleri; kontrol sistemleridir.BİLTEN, OTDÜ ile ortaklaşa olarak kurulmuştur ve enstitünün kendisi de bu üniversitede yerleşik durumdadır. Enstitünün ilgi alanlarına elektrik, elektronik ve bilgisayar mühendisliği konuları girmektedir. Bu kapsamda, enstitüde bilgisayar donanımı ve yazılımı, elektronik, haberleşme, işaret işleme ve kodlama, iletişim ortamları ve bilgi teknolojileri ile ilişkili, kontrol, güç sistemleri vb. konularda çalışmalar yapılmaktadır. Bu amaçla proje grupları oluşturulmuştur
.TÜBİTAK, Araştırma Grupları aracılığıyla araştırmaları teşvik etmenin yanısıra, Uluslararası Bilimsel Yayınları Teşvik Programı, Uluslararası Toplantı Destekleme Programı ve her yıl verilen Bilim-Hizmet ve Teşvik Ödülleri ile ülkenin bilimsel ve teknolojik düzeyinin artırılmasına yönelik faaliyetlerini sürdürülmektedir.
İlk uygulamasına 1987 yılında başlanmış olan Uluslararası Bilimsel Yayınları Teşvik Programı, o tarihten bu yana süregelmektedir. Ancak, 1993 yılında BTYK'nın kararı ile kapsamı genişletilen ve yayın başına verilen teşvik miktarı oldukça yükseltilen programa başvurularda ciddi artışlar görülmüştür.
Üniversiteler
Cumhuriyet Osmanlı’dan İstanbul’da bir Darülfunun ve bir mühendis mektebi devir almıştır. Darülfunun, 1933 yılında kapatılarak İstanbul Üniversitesi adıyla yeniden açılmıştır. Mühendis mektebi ise 1940’ta İstanbul Teknik Üniversitesi adını almıştır. Aynı yıl Ankara’da Ankara Üniversitesi kurulmuştur. 950-60 döneminde üniversitelerin yurt çapına yayılması hedeflenmiş ve bu çerçevede İzmir’de Ege Üniversitesi, Erzurum’da Atatürk Üniversitesi ve Trabzon’da da Karadeniz Teknik Üniversitesi kurulmuştur. Böylece üniversite sayısı 6 olmuştur. Üniversite sayısı, 1980’de 19’a, 1982’de 28’e 1992’de 56’ya ve 1998 sonunda 72’ye çıkmıştır. Bunlar
dan 18 tanesi vakıf üniversitesidir. Bazı üniversitelerde yabancı dille eğitim yapılmaktadır. Bu üniversitelerde 56.300 öğretim elemanı görev yapmaktadır. Yüksek öğretimde okullaşma oranı %25’tir. Bu rakam gelişmiş ülkelere kıyasla oldukça düşüktür.Türkiye'de üniversitelerin AR-GE açısından genel bir değerlendirilmesi yapıldığında şunlar söylenebilir. Aşağıda "sistem girdileri" bölümünde de açıklandığı üzere, bahsi geçen 56.300 öğretim elemanı aynı zamanda AR-GE personeli olarak ve bunlara ödenen ücretler de AR-GE harcaması olarak istatistiklerde yer almaktadır. Ancak bu personele ödenen ücretler özellikle devlet üniversitelerinde çok düşüktür. Bu durum öğretim üyelerini ek iş yapmaya veya ek ders vermeye yöneltmektedir. Nitekim, bir çok devlet üniversitesinde ikinci öğretim yapılmaktadır. Bu yüzden öğretim üyelerinin zamanın çoğu ders vermekle veya AR-GE dışında iş yapmakla geçmektedir. Araştırmaya zaman hemen hemen kalmamaktadır.
Üniversitelerde araştırma alt yapısının yetersizliğine, özellikle çok önemli olan bilgi-işlem alt yapısının yetersizliğine yukarıda temas edilmişti. Bu durum Üniversitelerde araştırmayı engelleyen önemli faktörlerdendir. Üniversite araştırma fonlarının yetersizliği üniversitelerde AR-GE’ye sekte vuran bir başka faktördür. Üniversite araştırma fonları ile ilgili hukuki düzenlemeler 1981 yılında çıkartılan 2547 sayılı üniversiteler kanunda yer almaktadır. Buradaki asıl sıkıntı, araştırma fonlarına ayrılan kaynakların yetersizliğidir. Çoğu üniversitenin araştırma fonu bütçesi ile bir tek büyük proje bile yapılamamaktadır.
Ticari kesimde AR-GE faaliyetleri
Sümer Holding A.Ş Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Işletmesi Müdürlüğü (SAGEM), Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği Araştırma Geliştirne Merkezi, Türkiye Şişe ve Cam Fabrikalan A.Ş., Netaş ve Aselsan özel sektörde önemli AR-GE faaliyetleri yürüten şirketler arasında önemli yer tutmaktadır.
Kar amacı gütmeyen önemli AR-GE kuruluşları arasında Türk Bilim Tarihi Kurumu, Mucitler ve Araştırmacılar Derneği, Anadolu Bilim ve Teknoloji Strateji Araştırma Enstitüsü, Kök Sosyal ve Startejik Araştırmalar Vakfı (KÖKSAV) sayılabilir. Genelde aynı amaca hizmet etmekle beraber, özelde amaçları farklılaşan vakıflardan bazılan, TÜBITAK Hüsamettin Tuğaç Vakfı, TÜBITAK-Münir birsel Vakfı, TÜBİTAK-Bili
m Teknoloji Vakfı (BİTAV) ve Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı'dır (TTGV).1991 yılında esas itibariyle Dünya Bankası kredisi ile kurulmuş olan (TTGV)'nın başlıca görevleri sanayiinin AR-GE yatırımlarını teşvik etmek, buna yönelik tedbirler almak ve teknoloji ile teknolojik altyapının geliştirilmesi için projeler aracılığıyla parasal destek sağlamaktır.
“Withinputs”: AR-GE Mevzuatı, Gelenekler ve Zihniyet
Bilim ve teknoloji alanındaki faaliyetlerin hedefine ulaşmasında yeterli alt yapı kadar bu alt yapı üzerindeki faaliyetleri düzenleyen yazılı ve yazılı olmayan kurallar da önemlidir. Yazılı kurallar daha çok eser ve buluş sahiplerinin haklarının koruyan ve böylece de yaratıcılığı teşvik eden fikri mülkiyet haklarıyla ilgi
li mevzuattır. Fikri mülkiyetle ilgili mevzuat, bilim, edebiyat, sanat ve teknoloji alanında eser ve buluş sahiplerine maddi ve manevi olarak adlandırılan haklar tanıyarak, bu alanlarda yaratıcılığı teşvik etmek gayesini güder. Fikri mülkiyet, genellikle telif hakları ve sınai mülkiyet hakları olarak ikiye ayrılmaktadır.Telif hakları, ilim ve edebiyat eserleri (bilgisayar programları dahil), musiki eserleri, güzel sanat eserleri ve sinema eserlerini konu almaktadır. Sınai mülkiyet hakları ise patentler ve faydalı modelleri, ticaret ve hizmet markalarını, coğrafi işaretleri ve endüstriyel tasarımları kapsamaktadır.
Türkiye fikri mülkiyet alanında bir çok uluslararası anlaşmaya taraf olmuştur. Fikri mülkiyet konusunda bir çok da ulusal düzenleme bulunmaktadır. Acaba bu kanunlar çağın ihtiyaçlarına ne derece cevap vermektedir? 5486 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) üzerine yapılan bir incelemeye göre, iletişim, basım ve dağıtım teknolojilerinde meydana gelen gelişmeler göz önüne alınarak 1995 yılınd
a değiştirilmiş olan FSEK, bu tarihten sonra gelişen İnternet teknolojisi karşısında yetersiz kalmıştır. İnternet’in kolay çoğaltma ve dağıtım, teknik bakımdan eser türlerinin eşitliği, bilgisayar oyunları ve sanal gerçeklik uygulamaları gibi tamamen yeni eser türleri, etkileşimlilik ve değişkenlik, ve doğrusal olmama gibi özellikleri FSEK’in yeniden değiştirilip güncelleştirilmesini gerektirmektedir. Aynı durumun fikri mülkiyetle ilgili diğer mevzuat için de geçerli olduğu söylenebilir.Fikri mülkiyet alanındaki bütün hukuki düzenlemelere rağmen Türkiye’de yaygın fikri mülkiyet ihlallerinin yaşandığı bir gerçektir. Bu durum özellikle bilgisayar programlarında kendini göstermektedir. Bir tahmine göre, Türkiye’de kullanılan bilgisayar programlarının %80-90’ı
lisansız (illegal) kopyalardır. Bunun sebepleri olarak fikri mülkiyet konusunda toplumda var olan yaygın bilgisizlik ve fikri mülkiyet mevzuatının uygulanmasına ilişkin denetim yetersizliği gösterilebilir. Ancak bu tek başına açıklayıcı olmaz. Burada, bu programları kullanan insanların, ki bu programlar daha çok üretim ve araştırmada kullanıldığına göre bunlar çoğunlukla AR-GE personelidir, zihniyet ve ahlak dünyasına da bakmak gerekir.Acaba Türkiye’de ki mevcut AR-GE personeli nasıl bir ahlak ve zihniyet yapısına sahiptir? Daha spesifik olarak, hayattan ne beklemektedirler? Nasıl bir bilim felsefesi benimsemişlerdir? Gözlemlenen sosyal bilim ve fen bilimleri arasındaki kesin ayırım, ki bu yüzden fen bilimleri “teknik”, sosyal bilimler ise “laf bilimleri”
olarak görülmektedir, acaba böyle bir felsefeden mi kaynaklanmaktadır? Bilim etiği açısından durum nedir? Bu konular araştırmaya muhtaçtır.Araştırılması gereken bir başka konu da AR-GE personelinin mükemmeliyete ulaşmada yarışmacılık, ekip çalışması yapmaya karşı tutumlarıdır.
Sistem Girdileri: Finansman, Personel
Bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeyi değerlendirmede ve diğer ülkelerle karşılaştırmada kullanılan en önemli parametreler, AR-GE harcamalarının Gayri Safi Yurt İçi Hasılaya (GSYİH) oranı, her on bin çalışan nüfus başına düşen AR-GE personeli sayısı, Science Citation Index (SCI), kapsamına giren bilimsel dergilerde yayınlanan makale sayıları ve verilen patent sayılarıdır. Giriş bölümünde açıklandığı üzere bu makalede, bunlardan ilk iki parametre, yani ARGE Harcaması / GSYİH ve ARGE personel sayıları sistem girdileri, son iki parametre yani SCI kapsamındaki makale sayıları ve patent sayıları ise sistem çıktıları olarak kullanılmaktadır.
AR-GE harcamaları ve AR-GE personeli ile ilgili istatistikler 1990 yılından itibaren Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) tarafından derlenmektedir. Patent istatistikleri ise bu işle ilgili kurum olan Türk Patent Enstitüsü (TPE) tarafından tutulmaktadır.

En son yayınlanan DİE verilerine göre, Türkiye’de AR-GE harcamalarının GSYİH içindeki payı 1990-1996 yılları arasında %03.2 ile %05.3 arasında değişmektedir (bkz. Grafik 1). Oysa, gelişmiş ülkelerde bu oran hemen hemen on kat daha fazladır (bazı ülkelerle karşılaştırma için bkz. Grafik 2).

Yine DİE verilerine göre, Türkiye’de 1996 yılında Tam Zaman Eşdeğeri olarak hesaplanmış 21.983 araştırma personeli vardır. Buna göre, 10.000 iktisaden faal nüfusa düşen toplam AR-GE personeli ve araştırmacı sayısı sadece 10’dur. Bu sayı gelişmiş ülkelerde 130’a kadar çıkabilmektedir.
Sistem Çıktıları: SCI Makale Sayıları ve Verilen Patentler
Yukarıda tasvir edilen alt yapıya ve girdi değerlerine karşılık acaba sistemin bilim ve teknoloji üretimindeki performansı nedir? Bu bölümde bu soruya cevap aranacaktır. Giriş bölümde de açıklandığı üzere, Türkiye’deki AR-GE sisteminin bilim ve teknoloji üretimiyle ilgili performansının değerlendirilmesinde, bu alanda uluslararsı kabul gören göstergeler kullanılacaktır. Bunlar, tem
el atıf indeksleri (Science Citation Index, Social Science Citation Index ve Arts and Humanities Index) tarafından taranan bilimsel dergilerde yayınlanan Türkiye adresli makale sayıları ve Türkiye’de verilen patent sayılarıdır.Ancak, bu bölümde şimdiye kadar yapılan çalışmalardan farklı olarak sistem performansı ile ilgili değerlendirme, sadece çıktı değerlerine bakılarak değil, girdi ve çıktı ile ilgili değerlerin karşılaştırılması suretiyle yapılacaktır.
Yukarıda tasvir edilen girdi değerlerine karşılık, acaba, sistemin bilim ve teknoloji üretimindeki performansı nedir? Yukarıda açıklandığı üzere temel atıf indeksleri tarafından taranan bilimsel dergilerde yayınlanan Türkiye adresli makaleler ve Türkiye’de verilen patentler bu değerlendirmede kullanılan
göstergelerdir.Tablo 1: Türkiye Adresli Bilimsel Yayınların Yıllara Göre Değişimi
SCI |
SSCI |
A&HCI |
|
| 1988 | 828 |
46 |
14 |
1989 |
979 |
57 |
11 |
1990 |
1117 |
79 |
11 |
1991 |
1206 |
69 |
20 |
1992 |
1653 |
85 |
23 |
1993 |
1928 |
71 |
23 |
1994 |
2308 |
97 |
16 |
1995 |
2652 |
103 |
20 |
1996 |
3774 |
166 |
25 |
1997 |
4410 |
184 |
33 |
1998 |
4820 |
- |
- |
Söz konusu bu atıf indekslerinde yayınlanan Türkiye adresli makale sayıları on yıllık dönem için (1988-1998) Tablo 1’de verilmiştir. Grafik 3, bu tablodaki verilerin grafiğidir. Tablo’da görüldüğü üzere, son on yılda fen ve teknik bilimler alanlarındaki bilimsel yayın sayımız yaklaşık altı, sosyal bilim alanlarındaki yayın sayımız ise yaklaşık dört kat artmıştır. Özellikle fen bilimleri alanlarındaki artış çok hızlıdır. Bu artış Grafik 3’te daha çarpıcı olarak gör
ünmektedir. Türkiye, bu alanda dünya ülkeleri arasında 1988 yılında 41. sırada iken, 1998’de 25.liğe yükselmiştir.Bu tablodaki verilerden, daha açıkçası, SCI kapsamındaki makale sayılarında görülen hızlı artıştan hareketle, Türkiye’deki AR-GE sisteminin du
rumuyla ilgili olarak, sistemde ciddi reformlar yapılmasını engelleyecek ölçüde iyimser yorumlar yapılmaktadır. Bunun en son örneği, YÖK başkanı Kemal Gürüz’ün “Türk Yükseköğretim Sistemi” (http://www.yok.gov.tr) başlıklı Cumhurbaşkanına yaptığı sunuşta görülmektedir.

Grafik 3: Türkiye Adresli Bilimsel Yayınların Yıllara Göre Değişimi
Makale sayılarında bu hızlı artışın gerçekleştiği dönemde, sistem girdilerinde herhangi bir önemli artış yoktur. Dahası, araştırmalar göstermektedir ki, yine bu dönemde bilimsel araştırmanın vazgeçilmez unsuru olan bilgi-işlem alt yapısı da son derece yetersizdir. Peki o zaman, bilimde mucizeye yer olmadığına göre, acaba bu artış n
ereden kaynaklanmaktadır?Bu soruya cevap verebilmek için başka faktörlere bakmak gerekmektedir. Bunlardan birincisi, temel atıf indekslerinde yayınlanan söz konusu makalelerin niteliksel incelenmesidir. Yayınlanan bu makaleler gerçekte bilime bir şey katmakta mıdır, yoksa büyük ölçüde, uygulanan “yayınla veya yok ol” politikasının bir sonucu mudur? Bu araştırılması gereken bir konudur.
İncelenmesi gereken ikinci ve en önemli faktör ise, aynı dönemde yurtdışına gönderilen öğrencilerdir. 1983’ten sonra, üniversitelere öğretim elemanı yetiştirmek amacıyla YÖK tarafından yurt dışına mastır ve doktora yapmak üzere çok sayıda öğrenci gönderilmiştir. Bu öğrencilerin büyük çoğunluğu, 4-5 yıl içinde öğrenimlerini tamamlayarak yurda dönmüştür. SCI’deki Türkiye adres
li makale sayılarındaki hızlı artışın başladığı 1988 yılı bu öğrencilerin yurda dönmeye başladıkları zamana denk gelmektedir. Bu öğrencilerin doktora çalışmaları kapsamında yaptıkları araştırmaları, yurda döndükten sonra yayınlamalarından tabii bir şey olamaz ve yüzeysel gözlemler de bunun böyle olduğunu göstermektedir. Burada sorulması gereken soru, acaba bu öğrencilerin yurt dışında yaptıkları doktora çalışmalarına dayalı yayınları, ne dereceye kadar Türkiye’de yapılmış AR-GE sonucu sayılabilir?Bu sorulara tatmin edici cevaplar verilebilmesi için yurt dışına gönderilmiş olan bu öğrencilerle ilgili kapsamlı verilerin derlenmiş olması gerekmektedir. Türkiye, yurt dışına öğrenci gönderme sürecinde yılda 70 milyon Amerikan Doları harcama yapıyor olmasına rağmen, bu sürecin optimal etkinliğini incelemeye yarayacak kapsamlı veriler henüz derlenmemiştir. Sadece bu değil, Türkiye’de AR-GE siteminin sağlıklı bir değerlendirmesini yapmaya yarayacak diğer alanlardaki temel veriler de derlenmemiştir. Mesela, şu anda Türkiye’de kimin hangi projeyi hangi bütçe ile yaptığını gösteren toplu bir envanteri yoktur.
Patent istatistikleri Türkiye’de AR-GE sisteminin çıktıları hakkında daha gerçekçi fikir vermektedir. Bu istatistikler Tablo 3’te verilmiştir. Tabloda da görüldüğü üzere, 1988-1998 yılları arasında Türkiye'de toplam 7277 patent verilmiştir. Ancak, bunun sadece %6.9'u Türkiye'de ikamet edenler tarafından alınmıştır. Bu yüzdeye giren patentlerin yıllara göre dağılımında ise herhangi bir artış gözlenmemektedir.
Tablo 2: Türkiye'de Patent İstatistikleri
PATENT BAŞVURULARI |
VERİLEN PATENTLER |
|||||||
YILLAR |
YERLİ |
YABANCI |
TOPLAM |
YERLİ |
YABANCI |
TOPLAM |
||
| 1988 | 154 |
746 |
900 |
53 |
319 |
372 |
||
| 1989 | 154 |
894 |
1048 |
31 |
450 |
481 |
||
| 1990 | 138 |
1090 |
1228 |
48 |
438 |
486 |
||
| 1991 | 136 |
1073 |
1209 |
60 |
632 |
692 |
||
| 1992 | 190 |
1062 |
1252 |
54 |
621 |
675 |
||
| 1993 | 168 |
1071 |
1239 |
52 |
740 |
792 |
||
| 1994 | 148 |
1244 |
1392 |
61 |
1138 |
1199 |
||
| 1995 | 178 |
1520 |
1698 |
64 |
661 |
725 |
||
| 1996 | 187 |
718 |
905 |
47 |
554 |
601 |
||
| 1997 | 210 |
1329 |
1539 |
7 |
451 |
458 |
||
| 1998 | 213 |
2279 |
2492 |
32 |
764 |
796 |
||
Sonuç ve Geleceğe Bakış
Yukarıdaki incelemeden Türkiye’de bilim ve teknolojinin durumu ile ilgili şu sonuçlar çıkartılabilir: Bilim politikası alanında dünyadaki gelişmeler iyi takip edilmiş, ancak Türkiye için belirlenen hedeflere ulaşılmasında, başka bir deyişle uygulamada tamamen başarısız olunmuştur. Başarısız olunan alanlar ve muhtemel çözüm önerileri aşağıda verilmiştir.
Her şeyden önce AR-GE alt yapısı yetersizdir; AR-GE faaliyetlerinde iletişim, koordinasyon ve denetim eksikliği açıkça görülmektedir; temel veriler derlenmemiştir, derlenenler ise standart yokluğundan kullanışsız durumdadır. Durumu kısaca ifade etmek gerekirse, AR-GE alanında kimin ne yaptığı bilinmemekte, zaten kıt olan kaynaklar çarçur edilmektedir.
Bu duruma göre, Türkiye’de AR-GE alanında ilk yapılması gereken iş, mevcut AR-GE kaynaklarının (finansal ve insan gücü) etkili ve verimli kullanılmasına yönelik olarak sistem içinde bilgi akışı, koordinasyon ve denetimi artıracak mekanizmaların tesis edilmesidir. Bu çerçevede, öncelikle AR-GE birimleri arasında güçlü bir bilgisayar ağı kurulmalıdır. Yukarıda AR-GE alt yapısı kısmında da belirtildiği üzere, ULAKNET bu iş için düşünülmüştür. Kamu ve özel bütün AR-GE kurumlarının bu ağa bağlantısı tamamlandığında AR-GE ağı fiziksel olarak tamamlanmış olacaktır.
Ancak, bu ağ üzerinden gerçekleşecek bilgi akışının etkili olmasını, koordinasyon ve denetimi sağlayacak asıl unsur bu ağ üzerinden uygun biçimlerde kullanıma sunulacak temel verilerden oluşan bilgi bankalarıdır.
Burada öncelikli olarak oluşturulması gereken bilgi bankası, Türkiye Proje Bilgi Bankasıdır. Bu bilgi bankasına Türkiye’de kamu kaynakları kullanılarak şimdiye kadar yapılmış ve yapılmakta olan bütün projelerle ilgili ayrıntılı bilgiler yüklenmelidir: Projenin konusu, amaç ve hedefleri; yapıldığı kurum; süresi; bütçesi; proje kapsamında elde edilen sonuçlar (bilimsel yayınlar, patentler vs); ve proje personeli (her bir personelin adı, unvanı, kurumu, uzmanlık alanı, projedeki rolü, temasa geçmek için adresleri, varsa yayınları vs). Personel ile ilgili kısım her hangi bir projede görev almamış olan AR-GE personeli de dahil edilerek, AR-GE Personeli Bilgi Bankası olacak şekilde genişletilebilir ve böylece bu bilgi bankası yeni oluşturulacak projeler için uygun uzmanlığa sahip eleman temininde temel başvuru kaynağı olarak kullanılabilir.
Türkiye Proje Bilgi Bankası’nın önemli fonksiyonlarında biri de, tıpkı EUROKA veri tabanında olduğu gibi, potansiyel proje geliştirme ortamı olarak kullanılabilmesi olmalıdır. Bir proje fikri olan kişi, bunu İnternet aracılığıyla bu bilgi bankasında kayda geçirip, fikrini ortaya attığı projesine katkı yapabilecek eleman ve sponsor bulabilmelidir.
AR-GE yönetim ve koordinasyonuyla çok yakından ilgili bu iki bilgi bankasının şimdiye kadar oluşturulmamış olması, AR-GE yönetim ve koordinasyonuyla ilgi kurum olan TÜBİTAK’ın başarısızlığının açık bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Yine doğrudan AR-GE yönetim ve koordinasyonu ile ilgili bir öneri
Milli AR-GE Bütçesinin oluşturulmasıdır. Bu TÜBİTAK'ın bir önerisidir ve TÜBİTAK bu bütçeyi kendisi yönetmek istemektedir. Ancak, bu bütçenin TÜBİTAK tarafından yönetilmesi, bu kurumun aynı zamanda bir araştırma organı olarak faaliyet gösteriyor olması dolayısıyla uygun değildir. Aksi durum araştırma kurumları arasındaki rekabet ortamını ortadan kaldıracaktır.AR-GE büyük ölçüde, eski Sovyetlerde olduğu gibi, üniversite dışına çekilerek verimsizleştirilmiş, politik müdahalelere açık hale getirilmiştir.
AR-GE faaliyetlerinin eğitimle olan sıkı entegrasyonu mutlaka gerçekleştirilmelidir. Kamu kurumlarında “proje” adı altında koordinasyonsuz, denetimsiz ve geçmiş tecrübelere dayanarak hiçbir sonuç üretmeyeceği şimdiden belli olduğu söylenebilecek bir çok faaliyete son verilerek buralara harcanan kaynaklar üniversite
araştırma fonlarına yönlendirilmeli ve böylece güçlendirilecek üniversite araştırma fonlarından desteklenecek projelere, lisans ve lisansüstü öğrencilerinin aktif katılması sağlanmalıdır. Araştırıcı, yaratıcı, sorgulayıcı insan yetiştirilmesinin geleceğin anahtarı olduğu unutulmamalıdır. Bunu gerçekleştirmenin en iyi yolu da öğrencilerin araştırmalara aktif katılmasıdır. Gelecek nesillere etkili bilim ve teknoloji transferi ancak böyle gerçekleşebilir. Böyle nesillerin çoğalması, bu yönde bir toplumsal talep oluşmasını sağlayacaktır ki demokrasilerde, siyasi iradenin AR-GE’ye ilgisini çekmenin en önemli yolu budur. Bundan projeler de çok istifade eder, çünkü genç beyinler, her türlü ihtimale ve yeniliğe açıktır.Buna karşılık üniversitenin de kamu kurumları ve özel sektörle işbirliği arttırılmalıdır. Bu çerçevede, son BTYK toplantısında çıkartılması kararlaştırılan
Risk Sermayesi Kanunu ve Teknopark ve Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu bir an önce çıkartılmalıdır.Türkiye’de yaygın olarak görülen fikri mülkiyet ihlalleri, özellikle “bacasız endüstri” olarak adlandırılan ve gelecekte çok daha önem kazanacak olan bilgi sektöründe yaratıcılığı öldürmektedir. Bu durumu düzeltmek için fikri mülkiyet mevzuatı özellikle de, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK), İnternet ve bilgisayar programları göz önüne alınarak güncelleştirilmelidir. Buna paralel olarak toplumda fikri mülkiyet konusunda var olan yaygın bilgisizliği gidermek amacıyla konunun üniversite seviyesinde öğretilmesi yerinde olacaktır. Bu konu, bilgisa
yar okuryazarlığını yaygınlaştırmak maksadıyla YÖK tarafından Türkiye’deki üniversitelerde bütün disiplinlerde zorunlu olarak okutulması planlanan enformatik dersi kapsamında öğretilebilir. Konunun yaygın öğretimi ile ilgili olarak konuyla ilgili meslek birliklerine ve gönüllü kuruluşlara da büyük görev düşmektedir. Bu alanda faaliyet gösteren bir meslek birliği olan Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği’nin (İLESAM) Hacettepe Üniversitesi ile işbirliği yaparak hazırladığı Telif Hakları Web Sitesi <http://www.ilesam.hacettepe.edu.tr> diğer kuruluşlar için örnek oluşturabilir.Bilim ve teknoloji, insan faaliyeti sonucu ortaya çıkan bir kültürdür. Bu bakımdan insanı konu alan sosyal ve beşeri bilimler ikinci plana itilmeden bilimler bütünleşik bir yaklaşımla ele alınmalı ve bütçe kaynakları bu anlayışla dağıtılmalıdır. Bu çerçevede AR-GE personelinin zihniyet ahlak dünyasına yönelik araştırmalara önem verilmelidir. Bu kapsamda özellikle araştırılması gereken konu, AR-GE personelinin bilim ve
teknolojiye yönelik anlayış, tutum ve davranışlarıdır.Araştırmalarda ihtiyaç duyulan temel veriler süratle derlenip bilgi bankaları oluşturularak İnternet üzerinden kullanıma sunulmalıdır.
Bütün bunlar yapıldıktan sonra, genel bütçe hazırlanırken bilim ve teknoloji yatırımlarına öncelik verilerek, AR-GE’ye bütçeden ayrılan pay, gelişmiş ülke ortalamasına yaklaşacak şekilde arttırılmalıdır: AR-GE Harcaması /GSİHY oranı en az %2’ye çıkartılmalıdır. 21. Yüzyılda varlığını güçlenerek sürdürmek isteyen Türkiye
önceliklerini iyi belirlemek zorundadır.
Kaynaklar
R. Acun, “Bilim, Bilgi Teknolojsi ve Türkiye”, Milli Kültürler ve Küreselleşme, Yayına Hazırlayanlar: Bahaeddin Yediyıldız, M. Çağatay Özdemir ve Fahri Unan, Konya 1998, ss.83-92.
G. Casper, "The Advantage of the Research-Intensive University. The University of the 21st Century."
Devlet İstatistik Enstitüsü Haber Bülteni (1997). <
http://www.die.gov.tr>DPT Beş Yıllık Kalkınma Planları 1,2,3,4,5,6,7 DPT Ankar
a.<http://www.dpt.gov.tr/>N. K. Pak, E. Türkcan ve H. Atamer, “Araştırma-Geliştirme Faaliyetleri: 1923-95”,
Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 11, İstanbul 1995, ss.154-164.Türkiye'nin Bilim ve Teknoloji Politikası ve TÜBİTAK'ın Misyonu (Mayıs,1997) <http://www.tubitak.gov.tr>
Niçin Bilim ve Teknoloji Politikası: Tarihsel Gelişim, Dünya Örnekleri ve Türkiye (Eylül,1998) <
http://www.tubitak.gov.tr>E. Türkcan, “Bilim Politikası”,
Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de Bilim. Sosyal Bilimler II, Ankara 1998, ss. 217-226.