Devşirmelerin hukukî durumları üzerine
Türkçe özet
Toynbee'nin "A Study of History" adlı
ünlü kültür morfolojisinde Osmanlı İmparatorluğu'nun uzun ömürlülüğünü
irdelerken geliştirdiği göçebe devlet tezinde Devşirme kurumuna uyguladığı köle
kuramı, bu makalenin çıkış noktasıdır.
Bu makalede üstünde durulmak istenen husus, Devşirmelerin, bilim
adamları tarafından görüş birliğiyle şeriat kapsamındaki kölelik olarak
algılanan hukukî durumlarıdır. Köle tezini desteklemek için şimdiye kadar ileri
sürülen gerekçelerin ikna edici bulunamamasından hareketle, bir öneri olarak -
1975'te bir doktora tezi çerçevesinde yayımlanmış ve konunun tartışılmasının
hâlâ gerektiği görüşüyle şimdi kısa bir Giriş'ten sonra değiştirilmeden
Türkçesi - aktarılan bu satırlarda, Devşirmenin, kendi tebasının düzenli ve
kurumlaştırılmış bir toplama olarak özgün bir Osmanlı uygulaması olmakla ve
dolaysız bir öncel tanımamakla kalmayıp, devşirilenleri artık klasik İslâm
askerî ve yönetim köleleri kategorisine sokmaya uygun olmayan bir toplumsal ve
siyasal ortam üzerine kurulmuş, tek ve tarihsel bakımdan atipik bir olay olduğu
görüşü savunulmaktadır.
Anahtar sözcükler: Osmanlı İmparatorluğu, Devşirme, Yeniçeri, Askerî
kölelik, İslâmî kölelik.
English Abstract
The starting-point of this article is the theory
of slave, applied to the Devşirme-institution
by Toynbee in connection with the thesis that he developed whilst he researched
the longevity of the Ottoman Empire in his famous morphology of civilization
called "A Study of History". The matter of this article is the legal
state of the levied subjects, considered by the scholars unanimously as slavery
according to the Islamic law. As the arguments presented hitherto to support
the theory of slave are not found convincing, the standpoint of the following
text - published, except the introduction, 1975 as a short excursus in a
dissertation and now, while regarding the discussion of the matter as still
necessary, appears in Turkish - defends,
as a proposal, the opinion that
the Devşirme, as the regular and
institutionalized levy of the own subjects is not only an original Ottoman
practice without an immediate forerunner, but is also a unique and non-typical
phenomenon based on a social and political environment which no longer allows
to classify the levied persons in the category of the classical Islamic
military and administrative slaves.
Keywords: Ottoman Empire, Tribute of blood, Janissaries, Military slavery,
Islamic slavery.
Giriş
Aşağıdaki yazı 1975 yılında yayımlanan doktora
tezimde[1]
bir arasöz olarak yer almıştı[2].
Yazılış nedeni ise, Osmanlı egemenliğinin Hıristiyan Ortodoks dünyada uzun süre
varlık göstermesini açıklamaya çalışan Toynbee'nin göçebe devlet tezinin[3]
özetle şu tartışması olmuştu[4] :
Bu egemenliğin uzun ömürlülüğünü araştırırken,
Toynbee Osmanlı sistemini peşinen göçebe imparatorluklarından biri olarak
algılıyor ve onlarla karşılaştırıyor. Bozkırdaki toplum yapısının, göçebelerle
onların "insan olmayan sürüleri"nin bileşimi olduğunu varsayıyor. Bu
ortamda göçebenin, sürüsünün sırtından geçinen bir parazit olmadığını
belirtiyor, çünkü her iki taraf birbirine muhtaçtır: Göçebe, sürüsünün ürünlerini
kullanırken, onu geçindirmek zorundadır; bu işi de özel olarak eğittiği evcil
hayvanların yardımıyle yapıyor. Ancak, göçebeler uygarlaşmış bir ortamda
yerleşik düzene geçtikleri zaman, bu toplum yapısı "yurtsuz kalmış
göçebeler" ile "yerli insan sürüsü" bileşimine dönüşüyor. Bu
yeni yapıda eski göçebe artık "sürüyü" geçindirmek zorunda kalmadığı
gibi, üstelik "üretmeyen bir egemen sınıf olarak ... üretken bir halkın
emeğinden" geçinerek ekonomik bakımdan gereksiz hale geldiğinden,
"sürü"nün paraziti oluyor.
Göçebe devlet kuruluşlarının kısa ömürlü olmasını
Toynbee işte bu çoban sürü ilişkisindeki karşılıklı işlev bozulmasıyle
açıklıyor. Göçebe kuruluşu olarak dolaysız biçimde göçebe düzenine bağlandığını
varsaydığı Osmanlı İmparatorluğu'nun yanı sıra uzun ömürlü olabilmiş ve yine
göçebe imparatorluklarından saydığı Part Devleti ile Abbasî Halifeliği'nin
başarısını da, "yüksek göçebe sanatı" olarak adlandırdığı yardımcı
hayvan eğitimini "yerleşikliğin şartları"na uygulamış olmalarında
görüyor: Yardımcı hayvanların yerini, çobana (Padişaha) "insan
sürüsünü" (Reayayı) geçindirme ve yönetmede destek veren yardımcı insanlar
(köleler) almıştır. "Reaya" sözcüğünün dar anlamıyle "sürü"
demek olması, bu tezin ilham kaynağıdır.
Osmanlıların, kendilerinden önce de sonra da başka
örnekleri olduğu gibi, kavimlerüstü bir imparatorluk fikrini işleyerek,
fethedilmiş bölgelerin halkına devlet yönetimi ve savunmasına katılma imkânını
vermelerini ilke olarak doğru değerlendiren Toynbee'nin, Osmanlılardaki memur
ve asker edinme biçimini, göçebe uygulamalarını yerleşik düzenin şartlarına
aktarma olarak görmesi ilgi çekici olsa da, ufak bir fatihler tabakasının
yönettiği imparatorlukların çözümlenmesinde, köle kadrolarına dayanan Doğu
yönetim tipinin en gelişmiş örneği olarak gördüğü Devşirme kurumunun oluşumunu
açıklamaya yaramıyor. Bunun ötesinde birçok araştırmacı tarafından yine dar
sözcük anlamıyle "köle"yi ifade eden, fakat sadece Devşirmeleri
değil, doğuştan Müslüman Türkleri de tanımlayabilen "kul"un
Türkçe'deki geniş anlamı göz ardı edilerek, Osmanlı sivil ve askerî yapısında
"Kapıkulu" olarak adlandırılan ulûfeliler de hukuken Memlûklar gibi
eski köle kadrolarıyle bir tutulmuştur.
Neredeyse otuz yıl önce Osmanlı yapılanmasıyle ve
bu arada Devşirme sistemiyle ilgili kaynak ve araştırmalara başvururken
karşılaştığım işte bu köle kuramının doyurucu olmadığı gibi, çelişkiler de
yarattığı kanısına vararak kaleme aldığım ve tartışmalara ne ilâhiyatçı ne de
hukukçu olan ve alanın dışından bir kişi olarak bir soru işareti katmanın
ötesinde bir iddiası olmayan görüşlerime, yabancı literatürde hem olumlu, hem
ikna edemeyen olumsuz atıfta bulunulduysa da, alanın Türkiye'deki uzmanlarına
ulaşmamışa benziyor. Bundan dolayı söz konusu satırlarımı değiştirmeden ve
yazılışından bu yana çıkan Devşirme araştırmalarını içine işlemeksizin
Türkçe'ye aktarıyorum. Çeviride kaçınılmaz sözcük eklemeleri, yabancı dildeki
alıntıların Türkçe karşılığı, Almanca orijinal metnin sonundaki başvuru
malzemesinde yer alan, fakat metin içinde gönderme yapılmamış olan bir eserin
dipnot olarak gösterilmesi (dn. 24), yine Almanca orijinal metinde bu sefer
metin içinde gönderme yapılmış, fakat arasözün çıktığı tezde yer aldığı için
başvuru malzemesine katılmamış olan bir eserin dipnot olarak gösterilmesi (dn.13),
26. dipnottaki referanslardan vaktiyle tarafımdan kullanılamamış olan ilk
eserin bu dipnotta ve kaynakçada gösterilmesi ve nihayet bir bilim adamıyle
ilgili yeni bir dipnot (dn.8) gibi az sayıda ve içeriğin kaleme alındığı
zamanki bilgi aşamasını yükseltmeden yapılan eklemeler - dipnot teknikleri
arasındaki farklardan kaynaklanan iki dipnot sunuş değişikliği (dn. 5, 6) ile
Almanca orijinal metinde gönderme yapılmış ve arasözün çıktığı tezin
bibliyografyasında yer almış, fakat kullanımları sadece arasöze sınırlı
olmadığından, başvuru malzemesine katılmamış olan kaynak ve araştırmaların
dışında - köşeli ayraçlar arasında bulunacaktır. Buna karşılık Almanca orijinal
metinde yer alan Türkçe teknik terimlerin açıklamalarına bu çeviride yer
verilmeyecektir.
Arasözün çevirisi
Yeniçerilerin ve bütün öteki Kapıkullarının, en
küçüğünden en yüksek devlet memuruna kadar, istisnasız Padişahın köleleri
olduğu görüşünün savunucuları o kadar çok sayıda ki - bu arasözün sonunda
değinilen yazarlardan Devşirmelerin statüsüne dair açıklama yapanlar arasında
bulunanlar da dahil - burada tek tek adlandırılmaları imkânsız. Köle tezi
herşeyden önce çağdaş Batı raporlarına dayanır ve o ölçüde eskidir. Bilimsel
bir tez olarak ise, bildiğim kadarıyle, ancak Lybyer tarafından 1913 yılında
geliştirilmiştir[5].
Papoulia'nın uzman araştırması[6] bu
eski açıklamayı yeniden gözden geçirip Devşirmenin işleyiş ve görüntüsünü,
önemli kaynakları dikkate alarak titizlikle araştırmış ve isabetli bir biçimde
betimlemiştir. Devşirmenin, Yeniçeri ocağının ve Pençik'in başlatılması zamanı
üzerinde durmayacağım. Bu konuyla ilgili başka araştırmacıların yanı sıra
Vryonis ve Ménage görüş bildirdiler[7].
Papoulia'da Osmanlı İmparatorluğu'nda Hıristiyan çocukların toplanmasına dair
yer alan en eski işaretlere bir tamamlama olarak sadece sayın Profesör Dr.
Ludwig Forrer[[8]]'in bana aktardığı bir başka kaynağa değinmek isterim: Bu, hümanist ve
Floransa Devlet Şansölyesi Coluccio Salutati'nin Moravya Markgraf'ı Jost'a
gönderdiği 20 Ağustos 1397 tarihli mektuptur. Burada, Türklerin (Teucri -
Türkleri Troiani'ye [Truvalılara] bağlayan eski rivayete göre) askerlerini
şaşırtıcı biçimde savaşa eğittikleri, av ve işlerle dayanıklı kıldıkları ve
koşma, atlama ve gündelik derslerle güçlendirdikleri anlatılıyor. Devşirilen kişilerin
zikredilişi özellikle ilgi çekici: "Decem vel duodecim annorum pueros ad
militiam rapiunt, venationibus et laboribus assuefaciunt atque durant, ad
currendum exsiliendumque quotidiana doctrina et experientia strenuos
reddunt"[9]
["On veya on iki yaşındaki oğlanları askere kaçırıyorlar, av ve işlere
alıştırdıkları gibi, dayanıklı da kılıyorlar, koşup atlamaları için gündelik
ders ve deneyimle güçlendiriyorlar"]. Bu açıklama da başlangıçta herhangi
bir çocukluk yaşına bağlı olmayan Pençik vergisine değil, hedefli bir toplama
olarak özellikle Devşirmeye işaret edişe benziyor. "Kaçırma" kavramı
gerçi toplama hakkında şüphe uyandırabilir, ancak, olayların şaşmaz bir belgesi
olarak değerlendirilmesi gerekmez; o zamanlarda yeni ve henüz eksiksiz düzenlenmemiş
bir kurum olan Devşirmenin Batı'da çocuk kaçırma olarak algılandığı
düşünülebilir.
Bu arasözde üstünde durmak istediğim tek husus,
Devşirmelerin, bilim adamları tarafından görüş birliğiyle şeriat kapsamındaki
kölelik olarak algılanan hukukî durumlarıdır. Köle tezini desteklemek için
şimdiye kadar ileri sürülen gerekçelerden benim görebildiklerimin arasında
tamamen ikna edici olanını bulamadım. Bunun ötesinde, Devşirmenin, kendi
tebasının düzenli ve kurumlaştırılmış bir toplama olarak özgün bir Osmanlı uygulaması
olmakla ve dolaysız bir öncel tanımamakla - Claude Cahen haklı olarak bu
açıklamaya eğilimlidir[10] -
kalmayıp, devşirilenleri artık klasik İslâm askerî ve yönetim köleleri
kategorisine sokmaya uygun olmayan bir toplumsal ve siyasal ortam üzerine kurulmuş
olduğu görüşüne vardım. Bundan dolayı konunun derinliğine inen çalışmaların en
yenisi olan Papoulia'nın araştırmasının bazı noktalarına değinmek zorundayım.
Papoulia gelecekteki saray, devlet ve ordu
hizmetleri için devşirilmiş çocuklara İslâm hukukuna göre kölelik durumunu
atfetmektedir; çalışmanın sonuna kadar mantık ve tutarlılıkla yapılandırılan
işte bu varsayımda yazardan ayrılıyorum. Papoulia, Lybyer'in tezini düzelterek,
"kapıya çıkmayı" azat edilmek olarak kabul ediyor. Böylece Devşirme
daha baştan toplumsal bir görüngü olarak askerî köleliğin tarihine
yerleştirilmekte ve efendi uşak ilişkisi üzerine kurulmuş olduğu gerekçesiyle
buna uygun tipik bir olay olarak ele alınmaktadır (Papoulia: 1, 24, 33 dn. 25,
42-49, 56). Önsel olarak bu ilişkiye bir kişinin mal mülk sayıldığı köleliğin
sosyolojik tanımı uygulanmakta ve bundan dolayı da Kapıkullarının Padişah ile
olan ilişkisi bağımlılık ve velâyet ilişkisinin hukukî kalıbında
irdelenmektedir (Papoulia: 4-10, 24-29). Bu türetme, gelişmesi ilk Arap Halifesi'nden
beri dikkate alınması gereken tipik, sosyolojik bakımdan açıklanabilir bir
görüngünün söz konusu olduğu varsayımından çıkıyor (Papoulia: 12-23). Böylece
dönüp dolaşıp tekrar çıkış noktasına varılıyor, o da "Osmanlı
İmparatorluğu'nun köle kurumunun İslâm dünyasının öteki köle kurumlarınınkine
benzer şartlar altında ortaya çıktığı" (Papoulia: 36v.d.) ve zaman içinde
kabile yapısının dağılması sonucu böyle bir kurumun oluşumuna yol açacak
toplumsal yapının bulunduğu (Papoulia: 24, 36). Ancak buna karşılık,
Osmanlılarda bu kurumu yaratacak somut gereksinimlerin öncelikle var olduğu
hatırlanmalıdır. Dolayısıyle, Papoulia'nın yönteminden ayrılmamak üzere,
kurumun işlevini devindirici, yapısını ise sonuç belirtisi olarak görmekteyim.
Bu yapının öteki İslâmî köle kurumlarınınkine görünüşte yakın olmasının
anlaşılması güç değildir. Toplanılan oğlanlar, o zamana kadar kullanılan,
gerçek anlamda savaş esiri olan ve yetiştirilmeleri için özel bir eğitim düzeni
kurulmuş olan Pençik oğlanları ile aynı eğitim yolundan geçiriliyorlardı. İşte
yeni asker toplama biçimine, Devşirmeye geçişin kendisi, Gulam sisteminin
hukukî niteliğinin devrimci bir değişimi olarak anlaşılmamalı mı? Orhan'ın Yaya
denemesi, var olan ve doldurulması gereken bir yapının değil, zaman ve mekâna
bağlı, yani benzersiz bir gereksinimin Devşirme için belirleyici olduğuna dair
önemli bir ipucu gibi geliyor. Orhan'ın zamanında yönetici tabaka artık epeyce
Selçuklu geleneği doğrultusunda bilginleşmişti; eğer sorun, gerçekten var olan
bir yapıya uygun çözüm bulmak olsaydı, [Orhan] Yaya denemesine hiç girişmez ve
böylece İslâm dünyasında alışılmış bir uygulamanın yerine bir yenisini
koymazdı. Bu bile yeni anlayışı açığa vuruyor. Sürekli paralı ordu birliği
aranıyor, ve bu arayış ardı ardına üç değişik çözüme varıyor; bunlardan
ikincisi, Pençik, I. Murad zamanında ilkece Selçuklu İslâm geleneğini
sürdürüyor. Diğer İslâmî siyasal örgütlenmelerdeki gibi köle kurumunu
gerektiren bir yapı olsaydı, yeni bir denemeye girişmeksizin, ordu ve yönetim
aygıtını savaş esiri ganimeti ve
köle satın alma veya kaçırma yoluyle ayakta tutmak, daha kolay olurdu.
Devşirmeden gelen Yeniçerilerde, klasik askerî köle kolcu kıtalarında görülen
hükümdardan kopma eğilimi yoktur (Papoulia'ya göre: 33). Bu Yeniçeriler
yükseliş devrinde de isyan ettiler, fakat gayeleri, olsa olsa işlerine gelmeyen
bir taht adayını veya hükümdarı bir başkasının lehine reddetmekti; o başkasını
da hiç hanedanın dışında, örneğin kendi çevrelerinde, aramadılar ve
desteklemediler ki bunu Papoulia da vurguluyor (Papoulia: 18-20, 22). Bu, İslâm
dünyasının klasik köle ordularının bizzat hükümdarlığı hedefleyen eğiliminden
ilkece farklıdır. Başka bir fark da, o köle muhafız kıtalarının, Papoulia'nın
belirttiğine göre, "başlangıçta dış düşmana karşı askerî güç olarak
düşünülmemiş" (Papoulia: 35) olmalarıydı; Yeniçeriler ise kuruldukları
dönemde yabancı toprakların planlı zaptı için öngörülmüşlerdi; halbuki I. Murad
kendi güç alanında otoriteye sadık bir sipahiler çevresine sahipti ve, fetihler
zoraki bir durdurulmaya uğramadıkça, zaptedilmeleri için bir köle ordusu kurmak
zorunda kalabileceği kimi Türkmen akıncılarının başkaldırmalarını da
beklemiyordu. İşin püf noktası bence, Devşirme düşüncesinin esas çekirdeğini
oluşturan ve bunun ötesinde daha derinine giden bir değişimin asıl kaynağı olan
Balkan fetihleridir. Egemenliğin
yayılmasının ve yabancı bir kültür çemberinin sürekli zaptının yarattığı
sorunlar, özellikle Fetret Devrinden önce kanımca sadece alışılmış İslâmî
geçmişe yönelmeyen, hatırı sayılır ölçüde de deneysel-yaratıcı güçten
kaynaklanan tedbirlerle çözüldü.
Papoulia
da Reayanın köleleştirilmesinin ve zoraki Müslümanlaştırılmasının şeriat ile
bağdaşamazlığı[11]
olan sıkıntılı noktaya eğiliyor (s. 42-49, 109 dn.1); bu sorunu Wittek Şafiî
öğretisi ile çözmeye çalışmıştı[12].
Bilindiği gibi, Boşnaklar zaptedilmelerinden hemen sonra gönüllü olarak İslâmı
kabul ettiler ve özel bir lütuf göstergesi olarak II. Mehmed'den yine de
devşirilme hakkını aldılar. Dolayısıyle bu, Osmanlı açısından kölelik ve azat
edilmişlik durumuna yerleştirmek olarak değil, hukuken özgür, Padişaha tamamen
amade Kapıkullarının ayrıcalıklı zümresine kabul etme olarak düşünülmüştür.
Gerçi Papoulia haklı olarak dinin bir tedbirin tek ölçütü olmadığını, devlet
çıkarının önemli bir rol oynadığını söylüyor; ancak bundan, Devşirmenin şeriata
ve devlet çıkarına rağmen köle edinmeye hizmet ettiği sonucunu çıkarıyor.
Şeriata ters düşen, fakat dünyevî kaygılara dayanan bir tedbir örneği olarak
"kardeş katli yasası"nı anıyor. Ancak, Dilger[[13]] kardeş katlinin bir
"yasası"ndan söz edilemeyeceğini inandırıcı bir biçimde kanıtlamıştır (Karamuk: 61 dn. 1).
Ménage ise, bu gerçekten düşündürücü uygulamayı tuhaf bir biçimde şeriatla
bağdaştırarak gerekçelendiren hukuk bilginlerinden Sadeddin ve İbn Kemal'i
zikretmektedir[14].
Madem ki devlet çıkarının teokratik devletlerde de "hep biçimlendirici bir
rol oynadı"ğı (Papoulia: 47) tartışmasızdır, o zaman hele de mutlak
hükümdar ve tahakküm siyasetçisinin ta kendisi olan Osmanlı Padişahının,
otoritesine dayanarak, köle değil, özgür tebadan olan itaatli asker ve devlet
hizmetlileri tutabildiği açıklaması kendiliğinden akla gelmez mi? Padişahın
başkalarının çocuklarını kullanma yetkisi, şeriat tarafından sınırlandırılan
istibdadından kaynaklanmaktaydı. Zimmîleri köleleştirmek, şeriata aykırıydı;
fakat mutlak hükümdar olarak, özgür olsun, olmasın, her bir teba mensubunu
hizmetine yerleştirmeyi, şeriat yasaklamıyordu. Nitekim bu imkânı Osmanlı
Padişahları kullanmışlardır - onlardan hiç birinin İslâmın buyrukları karşısında
aldırışsız kalmadığı, şüphe götürmez. Çağdaş Batılı gözlemciler, toplanan
çocukları köle olarak algılamış olabilirler (krşl. Papoulia: 3 dn.7, 6, 62-66).
Dış görünüşe bakıldığında, fiilen bir efendi uşak ilişkisi söz konusuydu, ancak
onlar hukukî bir değerlendirmeyi yapabilecek durumda değillerdi. Papoulia da
Batılı gezginlerin ve tanıkların yüzeysel bilgilerinden söz ediyor (Papoulia:
79). Ayrıca akılları karıştıran bir durum daha vardı; Acemî Oğlanların ve
özellikle İç Oğlanların arasında Padişahın köleleri de bulunmaktaydı - Devşirme
olmayan, fakat kendilerine, efendileri olan Padişah tarafından Devşirmelerin
sahip olduğu devlet hizmetinde yükselme fırsatı verilmiş olan oğlanlar. Başka
bir deyişle, Padişahın mutlak devlet başkanı ve kuramca başkumandan olarak
tasarrufunda bulunan bir alanda köleler ve Devşirmeler buluşmaktaydılar[15].
Bundan dolayı eski bir İç Oğlan olarak Alberto Bobovio'nun bile "kapıya
çıkma"yı, yani saray okulundan veya askerî kışladan saray hizmetine veya
asker ocaklarına terfi ettirilmeyi, azat edilme olarak algılamış olması
(Papoulia: 5 dn. 15), şaşırtıcı değildir. Son derece sıkı tutulan eğitim
döneminin bitmesini fiilen azat edilme olarak algılamış olabilir; üstelik her
"çıkma" Padişahın yazılı iznine tabiydi. Devşirmelerin hukukî kölelik
durumu üzerine bir Müslüman gözlemciye ait tek açık deyişe gelince, son
zamanlarda Ménage yeniden İdrîs Bitlîsî'deki tarih aykırılıklarına işaret
etmiştir[16];
İdrîs Bitlîsî Akkoyunluların eski bir yüksek memuru olarak Osmanlı
geleneklerine yabancıydı ve klasik yüksek İslâm mirasının taşıyıcısı olarak
köle ordularını sıradan bir şey olarak görüyordu. Bundan dolayı Devşirmenin
şeriata aykırı olmadığı, aksine hayırlı bir iş ve saray hizmetinin onuru
itibarıyle de cömertçe bir iltimas[17]
olduğuna dair "haklı çıkarma denemesi" (Papoulia: 48), boşa harcanmış
bir emektir. Papoulia bu açıklamayı, kurumun gayri meşruluğunu kavramanın şüphe
uyandırıcı bir örtbas edilişi olarak yorumlamakta (Papoulia: 48 v.d. dn.15, 58
dn. 43). Yine de kanımca ağır basan devlet çıkarı, şeriatı zedelemeyen, fakat
devlet hukuku ve yönetimle ilgili mevcut çerçeve modelini yeni kategorilerle
genişleten dürtüydü. Zimmîlik durumuna geçmenin olağan yolu olan Cizye
ödemesinden yalnız Devşirme yakınları değil, sınır bölgelerinin yöresel şartlara
bağlı özel görevler yüklenen halk kesimleri de bağışıktı. Demek ki Ehl'i
Kitab'a Zimmî durumunu devlete yarayacak değişik, hem de kendisi tarafından
belirlenmiş itaat sergileme biçimleri karşılığında bahşetmek, Padişahın
elindeydi. Devşirme bence devletin halka, çocuklarını Müslümanlar tarafından
verilecek sivil ve askerî hizmet için toplatmak ile buyruğa karşı gelmenin
cezasını göze almak arasında seçim yaptıran bir hizmet istemiydi. Hanımevlâdı
kentlilerin veya işe yaramaz serserilerin ocağa girmeleri gibi, Devşirmenin
hiçe sayılması karşısında Osmanlı tarafından sert suçlamalar yöneltilmiştir;
ancak, bu sesler, doğuştan Müslüman olanların ocağa girmelerinden yakınırken,
şeriatın zedelenmesinden söz etmiyorlar. Bu ocak bir köle ve azatlılar kıtası olsaydı,
böyle bir protesto yüzyıllar boyunca bir defadan fazla duyulurdu.
Papoulia'nın görüşünün aksine,
"çıkma"nın azat edilme anlamına gelmediğini, Ménage ve Repp
açıklamışlardır, fakat Devşirmelerin köle olarak kaldıklarını göstermek için.
Repp bir olayın çağdaş bir anlatısını aktarıyor; buna göre Sadrazam İbrahim
Paşa'nın (1523-1536) Divan toplantısındaki tanıklığı Rumeli Kazaskeri Molla
Fenârî tarafından, İbrahim'in bir "abd-ı gayri matuk"
("unmanumitted slave" [azat edilmemiş köle]) olduğu gerekçesiyle,
onaylanmamış. Ertesi gün Molla Fenârî Sadrazamı, kendisine Padişahtan alınmış
itaknameyi vermekle, toplanmış Divanın huzurunda ikinci defa mahçup etmiş[18].
Repp'in aslında ilgi çekici katkısı, Ménage'a, bir Devşirme'nin
"çıkma"dan sonra da köle olarak kaldığı hususunda katılmak
isteyişinde boşa harcanıyor, çünkü İbrahim bir Devşirme değil, satın alınmış
köleydi. Bunun karşılığında Kazasker'in tavrıyle İbrahim'in mahçup edilişini
anlatan yer ise çok aydınlatıcı. Divanda bir kaç Ulemanın yanı sıra, çoğunluğu Devşirme
kökenli Kapıkulu olan makam sahipleri de oturuyordu. Kapıkulları gerçekten köle
olsalardı, İbrahim kökeninden utanmak zorunda kalmazdı. Bunun ötesinde ama
Repp'in şu tahmininin doğruluğuna inanıyorum: "that Ottoman legists of
this period tended normally to overlook the technically servile status of such
men" ["alışılagelmiş olarak bu dönemin Osmanlı hukukçularının, bu
gibi adamların kölelik durumunu görmemezlikten gelme eğiliminde
oldukları..."] (Repp: 139). Ne olursa olsun, Molla Fenârî'nin sergilediği
gibi kılı kırk yarma tavrı, kuraldan değildi ve [böyle bir duruma] herhangi bir
Devşirme bağlamında rastlamadım.
Ménage'ın, "çıkma"nın bir azatlık
olmadığını açıklamak amacıyle sunduğu örnekler de kanımca Devşirmelerin özgür
statülerine işaret etmektedir, çünkü II. Murad'ın her iki İtaknamesinden
aktardığı yerlerde, azat edilecek olanların, bütünün içinde sınırlı bir grup
oluşturdukları, yani Kapıkulları arasına kabul edilmiş, satın alınmış köleler
oldukları yorumunu engelleyen açık bir işaret yoktur[19].
Ménage'ın üçüncü örneği II. Mehmed ile ilgili. Fatih Tercan Otlukbeli savaşında
(1473) Akkoyunlu Türkmen Beyi Uzun Hasan'ı yenilgiye uğrattığında, şükran ifadesi
ve hayırlı bir iş olarak, sefere katılmış olan bütün kölelerinin azat
edilmesini buyurmuştur. Bu açıklama, konuya değinen en eski Osmanlı kaynağının
metninden ortaya çıkmaktadır[20].
Köle kıtalarıyle ilgili kendi anlayışına uygun biçimde askerî birliklerinin
kitle halinde azat edilmelerini varsayarak bu haberi kendine göre
biçimlendiren, yine İdrîs Bitlîsî'dir. Azatlılar için gerçekte olabilecek bir
ordunun büyüklüğünde ve ayrıca İslâm dünyasında şüpheli ölçüde klasik bir sayı
veriyor: 40'000[21].
[Bu sefere Şehzade Mustafa'nın kölesi olarak katılan] Angiolello'nun [aynı
olayla ilgili] açıklaması ise, "...& fece anche liberi tutti li suoi
schiaui, che si trouauano in campo, con questa conditione, che niuno fusse in
libertà di abbandonarlo, ma fussero huomini del Signore, come gli altri
stipendarij, che non sono schiaui, & posson fare della lor robba quel che
lor piace..."[22] [yazım aynı] ["... ve ayrıca karargâhta
bulunan bütün kölelerini azat etti, şu şartla ki, hiç biri orayı terketme
özgürlüğüne sahip olmayacak, aynen köle olmayan ve istedikleri gibi hareket
edebilen öteki ulûfeleliler gibi, Padışah'ın adamları sayılacaklardı,
..."], kölelerle Padişahın hizmetinde bulunan ve dolayısıyle özgür
olmalarına rağmen kendisine tamamen bağımlı olan Kapıkulları arasında bir ayrım
içermektedir; Angiolello'nun "stipendarij" ile Timarlı Sipahileri
kastetmiş olması düşünülemez. Mehmed'in azat ettiği öteki köleler, anlaşılan
İstanbul'dan beraberinde götürdüğü, hangi işlevleri olduysa, kişisel köleleri[23]
ve savaş esirleriydi.
Papoulia'nın, Devşirmeleri köle ve
"çıkma"dan sonra da azatlılar olarak görmesi, Padişahın onları idam
ettirebildiği, mallarını müsadere edebildiği veya, ardılları olmaksızın
öldüklerinde, onların mirasına sahip olabildiği gerçeğine dayanmaktadır (Papoulia:
5, 8 v.d., 28). Miras hakkına sahip yakınları olmadan ölen bir Yeniçerinin
kalıtı ocağına kaldığı için, araştırmacı, "Padişahın, dolaysız ardılları
olmadan öldüklerinde, öteki sabık kölelerinin, yani yüksek makam sahiplerinin,
genel vârisi olduğuna" (Papoulia: 5) dayanarak, hakkından vazgeçtiğini
varsayıyor. Yeniçeriler gerçekten eski köleler, yani azatlı olsalardı, o zaman
elbette vârisler sıralamasında "yapay yoldan geri kalan vâris"
[‘asabat as-sababiya][[24]] kimliğiyle devlet hazinesi bünyesinde algılanacak
olan ocağa göre önceliğe sahip olan Padişahın bir feragatı gerekirdi. Ancak
burada köle sahibinin mirasından vazgeçmesi değil, Acemî Oğlanlar için de
geçerli olan miras hukukuna dayalı bir süreç söz konusudur[25]. Vâris bırakmadan ölen makam sahiplerinin
durumu da farklı değil. Onların da mirası, vârissiz ölen her Reayanınki gibi,
devlet hazinesine kalıyordu. Mülkleri gerçi "Dış hazine"nin
fazlasından tamamlanan "İç hazine"ye sokuluyordu; fakat bu, [başka
kaynakların yanı sıra] Mısır eyaletinin gelirlerinden oluşan Padişahın özel
kasasına [ceb-i hümayun] akmıyordu[26].
Bunalım dönemlerinde "Dış hazine" sıkça "İç hazine"den
beslenirdi. Her ikisini de, Osmanlı Padişahı gibi "yeryüzünde Tanrı'nın
gölgesi" sayılan bir devlet başkanı şeriat çerçevesinde ilkece
kullanabilirdi. İdamlar ve müsaderelere gelince, Padişahın böyle talimatları
her şeyden önce "efendi ve mevlâ olarak değil, mutlak hükümdar
olarak" (Papoulia: 9 dn. 24) verdiğini ve bu gibi devlet erkânının
[hukukî] durumunun belirleyici olmadığını Papoulia kendisi söylemektedir. Bu
görüşü doğrulamak için II. Mehmed'in Devşirme bile değil, eski bir Türk
soyundan olan Halil Paşa ve onunla birlikte bütün Çandarlızade ailesine karşı
aldığı sert tedbirler hatırlanabilir. Ayrıca idamlar köle kuramına bir dayanak
oluşturmuyor, çünkü bir köle sadece eşya hukukuna değil, kişi hukukuna da
bağlıydı; dolayısıyle efendisinin katında hayat, onur ve ad gibi maddî olmayan
haklara sahipti ve hayatta kalıp kalmama konularında ilkece efendisinin
keyfîliğine mahkûm değildi. Ayrıca idam edilen az sayıda Osmanlı Şeyhülislâmı
Kapıkulu bile olmayan Ulema olarak tartışmasız özgür durumlarına rağmen idamdan
kurtulamamıştır.
Devşirmelerin hukuken köle durumunda sayılmaları
başka hususlarda da çelişkiler yaratmaktadır; bağlamları doğru görüyorsam, bu
çelişkiler de hukukî kategorilerle açıklanamazlar, dolayısıyle hukukî Devşirme
köleliği varsayımını sarsmaktalar. Örnek olarak, değişik Kapıkullarının bağlı
olduğu birçok hükmü velâyet ilişkisi temelinde açıklamaya çalışmak, düşündürücüdür.
Devşirmelerin köle olduklarını ve "çıkma"dan sonra - Yeniçeri olsun,
sarayda görevli olsun - azatlı sayıldıklarını kabul eden Papoulia, bu durumu
derecelendirmekte (Papoulia: 4-10) ve Yeniçerilerde azatlığın "gerçekte
tam olarak yerine getirilmediğini (Papoulia: 4), dolayısıyle Yeniçerilerin
"daha bağımlı azatlılar" olarak ele alınmaları gerektiğini
söylemektedir. Nedeni: Hizmetteyken ne evlenebilir, ne de sakal
bırakabilirlerdi; ünvanları da "kul" idi[27].
Buna karşılık devlet yönetiminde görevlendirilen Devşirmelerde bağımlılık
ilişkisi [“Klientelverhältnis”] çok daha belirginmiş. Nedeni: Evlenebilir,
sakal bırakabilir ve kendi hizmetinde İç Oğlan tutabilir, İbrahim'in örneğinde
görüldüğü gibi. Askerî birlik olarak Yeniçeriler ve diğer ulûfeli topluluklar
gerçi "Kapıkulu" olarak adlandırılmaktaydılar, fakat bunun ötesinde
"kul" ünvanı, yukarda (Karamuk: 39 v.d.) belirtildiği gibi, onlara
sınırlı değildi. Bağımlılık ilişkisinin göreceleştirilmesiyle, Fıkıh'ta her
azat etme türüne göre gayet ayrıntılı biçimde belirlenen azatlı kavramı -
Devşirmeler, köle kuramına göre mantıken "bölüştürülmüş olanlar"
sayılamayacaklarına göre - haklı olmayan müanslara parçalanıyor. Aslında
Yeniçeriler gerçekten sivil görevlilerden daha sıkı biçimde denetleniyorlardı,
fakat kısmen azat edilmiş olmalarından dolayı değil, askerî disipline uymak
zorunda oldukları için. Ayrıca bir azatlı, izin almadan da evlenebilir ve sakal
bırakabilirdi; Devşirmeler gerçekten azatlı haklarına sahip eski köleler
olsaydılar, Yeniçerilere sivil memurların haklarının aynısı tanınmalıydı.
Yükseliş döneminde bu olmadıysa, nedeni, hukuken tartışmasız özgür ve fiilen
mutlak hükümdara bütünüyle bağımlı olan ilgili kişilerin statüsü değil, askerî
disiplindi. Bizim çağımızda bile her orduda askerler saç boyu ve sakal
konusunda seçme özgürlüğüne sahip değiller; bir zamanların demir gibi
disiplinleriyle bilinen Yeniçerileri için bunu düşünmek, daha da güç olsa
gerek. İç Oğlanları bağlayan sakal yasağı da, rahatlıkla üniformalılar
için geçerli olan giyim kuşam kurallarıyle açıklanabilir. Önceleri sadece
emekliye ayrılmış Yeniçerilerin muaf olduğu evlenme yasağı (Papoulia: 39 v.d.)
için de aynı şey söz konusu. Burada da ilgili kişilerin hukukî durumları değil
- eğer konu hukuken temellendirilseydi, azatlılar hizmet döneminde bile
Padişahın evlenme iznine bağlı olmazlardı - bir askerî birliğin hiç bir güç
tarafından zihni dağıtılmayacak mensupları olarak gerçek işlevleri
belirleyicidir; aynı temel düşünce, sistemin kökenlerine kadar uzanmaktadır:
Mutlak hükümdara gözü kapalı sadık, hiç bir aile bağı ve meslekî eğilim
tarafından alıkonulmayan güçler yaratması amaçlanan tek ve tarihsel bakımdan
atipik olan Devşirme olayına.
Osmanlı devlet yapısının, Ortaçağ teokratik
niteliğinin yanı sıra, özellikle apaçık bir devletçi bilince sahip erk
yapılarına özgü, tuhaf bir yenilikçi damga sergilediği, bir gerçek. Geçmiş
zamanların belirtilerini uygunsuz andırışlarla değerlendirmekten kaçınmakla
birlikte, Devşirmenin, Roma'da veya Yeniçağ Avrupası'nın mutlakıyetçi
devletinde de eskiden devralınanın yanı sıra özgün ifade biçimlerini bulmuş
olan mutlak erkin ortaya konuş tarzlarından biri olduğunu sanıyorum. Sınır
bölgesi toplumunun, daha sonra bir yüksek İslâm devletinin efendilerine dönüşen
Osmanlıların çehresine kazınan nice öz niteliği gibi, Reayasını düzenli ve
kurumlaştırılmış biçimde toplama düşüncesi bile, dolaysız ve kayıtsız şartsız
göreneksel kurumlara bağlanamayacak kadar özgündür.
Kaynak ve Araştırmalar
(Anonymus GieseII): Friedrich Giese (çev., yay.), Die altosmanischen anonymen Chroniken in
Text und Uebersetzung, II: Uebersetzung, Leipzig 1925 (Abhandlungen für die
Kunde des Morgenlandes: XVII/1).
(Aşıkpaşazâde-Kreutel): Kreutel, Richard F. (çev.,
haz., yay.), Vom Hirtenzelt zur Hohen
Pforte. Frühzeit und Aufstieg des Osmanenreiches nach der Chronik
"Denkwürdigkeiten und Zeitläufe des Hauses Osman" vom Derwisch Ahmed,
genannt ‘Aşık-Paşa-Sohn, 2. bası, Graz, Wien, Köln 1959 (Osmanische
Geschichtsschreiber: III).
Cahen, Claude, "Note sur l'esclavage musulman
et le devshirme ottoman, à propos de travaux récents", Journal of the Economic and Social History
of the Orient (=JESHO) XIII (1970), 211-218.
(Coluccio Salutati): Epistolario di Coluccio Salutati, III, yay. Francesco Novati, Roma
1896.
[Dilger, Konrad, Untersuchungen zur Geschichte des osmanischen Hofzeremoniells im 15.
und 16. Jahrhundert. Diss. München
1967. (Beiträge zur Kenntnis Südosteuropas und des Nahen Orients:IV).]
Encyclopédie
de l'Islam (=EI2), Nouv. Éd., haz. E. Lévi-Provençal, J.
Schacht v.b. Başvurulan maddeler: "Abd" (R. Brunschvig, I/25-41);
"Devshirme" (V.L. Ménage, II/217-219); "Dhimma" (Cl. Cahen, II/234-238); "Djizya"
(C. Cahen - H. İnalcık - P. Hardy, II/573-581); "Fıkh" (J. Schacht -
J. Goldziher, II/906-912); "Ghulam" (D. Sourdel - C.E. Bosworth - P.
Hardy - H. İnalcık, II/1104-1117);
"Idhn" (Y. Linant de Bellefonds, III/1041-1042).
Enzyklopädie
des Islam (=EI1), yay. M.Th. Houtsma, T.W. Arnold v.b.
Başvurulan maddeler: "Abd" (Th.W. Juynboll, I/17-20);
"Dewshirme" (J.H. Mordtmann, I/992 v.d.); "Fıkh" (J. Goldziher, II/106-111); "Mirath"
(J. Schacht, III/584-591); "Sharia" (J. Schacht, IV/344-349).
Hammer, Joseph von, Des Osmanischen Reichs Staatsverfassung und Staatsverwaltung,
dargestellt aus den Quellen seiner Grundgesetze, 2 c., 1815 Viyana baskısının
tıpkıbasımı, Hildesheim 1963.
Hammer, Joseph von, Geschichte des Osmanischen Reiches, grossentheils aus bisher
unbenützten Handschriften und Archiven, 1. bs, 10 c., Pesth 1827-35.
(İbn Bîbî): Duda, Herbert von [çev., yay.], Die Seltschukengeschichte des Ibn Bîbî, Kopenhagen 1959.
Karamuk, Gümeç, Ahmed Azmi Efendis Gesandtschaftsbericht als Zeugnis des osmanischen
Machtverfalls und der beginnenden Reformära unter Selim III., Bern,
Frankfurt/M. 1975 (Geist und Werk der Zeiten: 44).
(Koçi Bey): Behrnauer, W.F.A. [çev., haz.],
"Kogabeg's Abhandlung über den Verfall des osmanischen Staatsgebäudes seit
Sultan Suleiman dem Grossen. Nach Wiener und St. Petersburger
Handschriften", Zeitschrift der
Deutschen Morgenländischen Gesellschaft (=ZDMG) XV, 272-332, Leipzig 1861.
(Koçi Bey): Risâle-i
Koçi Bey, Leyden 1277/1861.
Koran,
Der, çev. Rudi Paret,
Stuttgart 1966.
Lybyer, Albert Howe, The Government of the Ottoman Empire in the Time of Suleiman the
Magnificent, Cambridge/Mass. 1913 (Harvard Historical Studies: XVIII).
Ménage, V.L. "Sidelights on the Devshirme
from Idrîs and Sa‘duddîn", Bulletin
of the School of Oriental and African Studies (=BSOAS) XVIII (1956), 181-183.
Ménage, V.L., "Some Notes on the Devshirme",
Bulletin of the School of Oriental and African
Studies (=BSOAS) XXIX (1966), 64-78.
Mufassal
Osmanlı Tarihi, Resimli, Haritalı, yay. Server R. İskit, Zarif Orgun v.b., 6 c., İstanbul 1957-63.
(Nasihatname): Behrnauer, W.F.A. [çev., haz.],
"Das Nasîhatnâme. Dritter Beitrag zur osmanischen Finanzgeschichte", Zeitschrift der Deutschen Morgenländischen
Gesellschaft (=ZDMG) XVIII b, 699-740.
Papoulia, Basilike D., Ursprung und Wesen der "Knabenlese" im Osmanischen Reich,
München 1963 (Südosteuropäische Arbeiten: 59).
Repp, R.C. "A Further Note on the Devshirme",
Bulletin of the School of Oriental and
African Studies (=BSOAS) XXX/I
(1968), 137-139.
Sava Paşa, İslâm
Hukuku Nazariyatı Hakkında Bir Etüd (Fransızca orijinalinden <Méthode de droit musulman, Paris
1892> Türkçe'ye çev.: Baha Arıkan), II, Ankara 1956.
Schacht, Joseph, An Introduction to Islamic Law, tıpkıbasım, Oxford 1966.
Spies, Otto - E.Pritsch, "Klassisches
Islamisches Recht", Handbuch der
Orientalistik, yay. Bertold Spuler, 1. Bl., Ek c. III, 220-343, Leiden,
Köln 1964.
Toynbee, Arnold J., A Study of History, III, 2.
bası, London, New York, Toronto 1951.
[Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Devletinin Saray Teşkilâtı, Ankara 1945].
Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Devleti teşkilâtından Kapukulu Ocakları, 2 c., Ankara 1943-44.
Vryonis, Speros (Jr.), "Isidore Glabas and
the Turkish Devshirme", Speculum
XXXI/3 (1956), 433-443.
Vryonis, Speros (Jr.), "Review Article:
Basilike D. Papoulia, Ursprung und Wesen der "Knabenlese" im
Osmanischen Reich. Südosteuropäische Arbeiten 59 (Munich, 1963)", Balkan Studies (=BS) V (1964), 145-153.
Vryonis, Speros (Jr.), "Seljuk Gulams and
Ottoman Devshirmes", Der Islam
XLI (1965), 224-252.
Wittek, Paul, "Devshirme and Shari‘a",
Bulletin of the School of Oriental and
African Studies (=BSOAS) XVII
(1955), 271-278.
*
Doç.Dr.phil., Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü.
[1] Karamuk, Gümeç, Ahmed Azmi
Efendis Gesandtschaftsbericht als Zeugnis des osmanischen Machtverfalls und der
beginnenden Reformära unter Selim III., Bern, Frankfurt/M. 1975 (Geist und
Werk der Zeiten: 44).
[2] Karamuk, 63-77.
[3] Toynbee, Arnold J., A Study
of History, III, 2. bası, London,
New York, Toronto 1951, 22-50.
[4] Karamuk, 37-43.
[5] Lybyer, Albert Howe, The Government of the Ottoman Empire in the
Time of Suleiman the Magnificent, Cambridge/Mass. 1913 (Harvard Historical
Studies: XVIII).
[6] Papoulia, Basilike D., Ursprung und Wesen der "Knabenlese"
im Osmanischen Reich, München 1963 (Südosteuropäische Arbeiten: 59).
[7] Vryonis, Speros (Jr.), "Review Article: Basilike D.
Papoulia, Ursprung und Wesen der "Knabenlese" im Osmanischen Reich.
Südosteuropäische Arbeiten 59 (Munich, 1963)", Balkan Studies (=BS) V (1964), 145-153; Ménage, V.L., "Some
Notes on the Devshirme", Bulletin
of the School of Oriental and African Studies (=BSOAS) XXIX (1966), 64-78.
[[8]] [Merhum hocam <Die
Chronik des Rüstem Pascha (Leipzig
1923) adlı eserin yazarı> o yıllarda Zürich Üniversitesi'nde Türk Dili ve
Edebiyatı derslerini vermekteydi.]
[9] Epistolario di Coluccio Salutati, III, yay. Francesco Novati, Roma
1896, 208.
[10] Cahen, Claude, "Note
sur l'esclavage musulman et le devshirme ottoman, à propos de travaux récents",
Journal of the Economic and Social
History of the Orient (=JESHO) XIII (1970), 211-218.
[11] Kuran, 9. Surenin 29. Ayetine göre "Ehl'i Kitab"a
karşı savaşmak ve onları köleleştirmek - İslâma geçmiyorlarsa - ancak boyun eğmelerine ve Müslüman fatihe
cizyelerini ödemelerine kadar mümkündür. Cizyeye tabi olanlar Zimmî durumuna
giriyorlar ve, aynen Müslümanlar gibi, köleleştirilemezler. Toprakları da
"Dar ül-harb"dan "Dar ül-İslâm"a dönüşüyor. Der Koran, çev. Rudi Paret, Stuttgart
1966.
[12] Wittek, Paul, "Devshirme
and Shari‘a", BSOAS XVII
(1955), 271-278.
[[13]] [Dilger, Konrad, Untersuchungen
zur Geschichte des osmanischen Hofzeremoniells im 15. und 16. Jahrhundert. Diss. München 1967. (Beiträge zur Kenntnis
Südosteuropas und des Nahen Orients:IV).]
[14] Ménage, "Some Notes ...", BSOAS
XXIX (1966), 71.
[15] Osmanlı yönetiminin
Selçuklulardan miras kalan Gulam sistemi üzerine kurulmuş olduğu görüşünü
Papoulia gibi savunan Halil İnalcık, ("Ghulam" md., Encyclopédie de l'Islam, nouvelle édition
(=EI2), II, 1111-1117) şöyle demekte: "Les Ulema de
l'époque considéraient le vizirat comme un poste réservé à des dignitaires
d'origine esclave" (s.1112). ["Çağın Uleması vezirliği köle kökenli
rütbe sahiplerine ayrılmış bir makam olarak görmektelerdi"]. Fransızca
ifadeden, "origine esclave" için "kulluk" denilip
denilmediği belli olmuyor. Eğer öyle denmişse, bu sözcük yalnız hukukî kölelik
durumuna değil (krşl. Karamuk, s.39 v.d.), Devşirmelerin de mensup olduğu geniş
anlamda Kapıkulu çevresine işaret etmekteydi.
[16] Ménage, "Some Notes ...", BSOAS
XXIX (1966), 74 v.d.
[17] Ménage, V.L.
"Sidelights on the Devshirme from Idrîs and Sa‘duddîn", BSOAS XVIII (1956), (181-183), 181 v.d.
[18] Repp, R.C. "A Further
Note on the Devshirme", BSOAS
XXX/I (1968), 137-139.
[19] Ménage, "Some Notes ...", BSOAS
XXIX (1966), 67 v.d.
[20] A.g.m., 68 dn.19 (Rûhî'ye atfedilen Tarih'ten).
[21] A.g.m., 69.
[22] A.y. dn 24.
[23] A.y. dn 21'de Ménage'ın belirttiği ve ilgili alıntı ile
["ne kadar qul ve jariyeye malik iseler jümlesini i‘taq buyurdılar"]
gösterdiği gibi, bu, Müneccimbaşı'nın (17. yy.) yorumuna yakın. Hammer, Joseph
von, Geschichte des Osmanischen Reiches,
grossentheils aus bisher unbenützten Handschriften und Archiven, 1. bs, 10
c., Pesth 1827-35, II, 122: "...auch gab er...zum Beweise seines Dankes
gegen Gott für den glücklich beendigten Feldzug allen seinen Sclaven und
Sclavinnen die Freyheit" [yazım aynı] ["...ve...başarıyla
sonuçlandırılmış sefer için Tanrı'ya şükran göstergesi olarak bütün köle ve
cariyelerine özgürlük bahşetti"].
[[24]] [Bu durumun
açıklanması için bk. Spies, Otto - E.Pritsch, "Klassisches Islamisches
Recht", Handbuch der Orientalistik,
yay. Bertold Spuler, 1. Bl., Ek c. III, 220-343, Leiden, Köln 1964, s. 233.]
[25] Krşl.: Bir Acemî Oğlanın
kalıtının yasaya uygun biçimde dul eşi ve devlet hazinesi arasında
bölüştürülmesine dair, Bursa Kadısına 1592/93'ten bir Padişah hükmü:
Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı
Devleti teşkilâtından Kapukulu Ocakları, 2 c., Ankara 1943-44, I, 56 dn. 1.
[26] [Uzunçarşılı, İsmail
Hakkı, Osmanlı Devletinin Saray Teşkilâtı,
Ankara 1945, s. 44, 77-79, 318-320.]; Mufassal
Osmanlı Tarihi, Resimli, Haritalı, yay. Server R. İskit, Zarif Orgun v.b.,
6 c., İstanbul 1957-63, III, 1458 v.d.; Hammer, Joseph von, Des Osmanischen Reichs Staatsverfassung und
Staatsverwaltung, dargestellt aus den Quellen seiner Grundgesetze, 2 c.,
1815 Viyana baskısının tıpkıbasımı, Hildesheim 1963, II, 24 v.d., 168 v.d.
Hammer'in "İç hazine"yi "Özel hazine" olarak adlandırması,
bundan dolayı sadece sınırlı ölçüde geçerlidir.
[27] Yeniçerilerin
emeklilikleriyle ilgili olarak Nasihatname'de
bir yeri (krşl. Karamuk, 58 dn. 3) Behrnauer (Behrnauer, W.F.A., "Das
Nasîhatnâme. Dritter Beitrag zur osmanischen Finanzgeschichte", Zeitschrift der Deutschen Morgenländischen
Gesellschaft (=ZDMG) XVIII b, 699-740 <1640 civarında yazıldı>, s.
708) [Almanca'ya] şu biçimde çevirmiş: "Seferî hizmetten alınıyor ve özgür
bir Yeniçeri oluyor: Artık savaşa çıkmayıp, Padişahım için dua ediyor."
"Özgür Yeniçeri" tabiri ilgili dipnotta "azadlı kul" olarak
daha açık veriliyor. Bu yerin doğru çevirisi "görevden çıkarılmış
hizmetkâr" olmalıydı. Nasihatname,
ocağa artık doğuştan kitle halinde Müslümanların da girdiği için, zaten
kölelerden söz edilemeyecek bir dönemde yazılmıştır. Dolayısıyle
"kul", Kapıkullarına bile sınırlandığında, köle demek değildir. Koçi
Bey (Behrnauer, W.F.A., "Kogabeg's Abhandlung über den Verfall des
osmanischen Staatsgebäudes seit Sultan Suleiman dem Grossen. Nach Wiener und
St. Petersburger Handschriften", ZDMG XV, 272-332, Leipzig 1861, s. 288)'deki
şu yer de aklı karıştırmamalı: "İşlerin düzeni son buldu ve devlet içinde
insan toplumunun bağı koptu. Ulûfeliler ona [devlete] egemen: Ünlü savaşçıları
devlet erkânına yamanmış ve her düzensizlik, her kargaşa bu gibi kişilerden kaynaklanıyor.
Yüksek makam sahiplerinin hizmetinde köleler bulunmalı, Padişah ulûfesinden
köleler yararlanmalı. Öncekilerin hepsi satın alınmış kölelerdi. fiimdi
de yine öyle olmalı." Ancak sondan üçüncü ve ikinci cümlelerin (Risâle-i Koçi Bey, Leyden 1277/1861
[1630'da yazıldı], s.9) Türkçe metni şöyledir: "Hünkâr dirliğine
mutasarrıf olanlar vükelâ kapusunda neyler? Kul, kul gerektir ve vükelâ kulu
abd-i müşterâler idi." Dolayısıyle çeviri şöyle olmalıydı: "Padişah
ulûfesi alanlar, devlet erkânının kapısında ne ararlar? [Kapı]kul[u]
[kapı]kulluğunu bilmeli; devlet erkânının kulları satın alınmış
kölelerdi". Bu pasajın ilk iki bölümünü Behrnauer isabetsiz biçimde
bağlamış; bundan dolayı "öncekilerin hepsi satın alınmış kölelerdi"
cümlesi, ister istemez Kapıkullarını kapsar hale gelerek, Devşirmenin anlamsız
bir inkârına yol açmaktadır. Yönetimdeki yolsuzluklar bağlamında sarfettiği bu
sözlerle Koçi Bey devlet hazinesine haddinden fazla yüklenilmesine karşı
uyarıda bulunmak istemektedir. Padişah, makam sahiplerinin, kendi kişisel
işleri için devletten maaş alanları kullanmalarına izin vermemelidir. Bu,
devletin özel amaçlar için sömürülmesine karşı bir uyarıdır.